Yusuf KAMBUR

Tarih: 07.02.2026 14:15

“İNSANLIK İSLAMA MUHTAÇ İSLAM İSE MÜSLÜMANA “

Facebook Twitter Linked-in

“Hiç olmazsa, başlarına bu sıkıntılar geldiği zaman tövbe edip yalvarıp yakarmaları gerekmez miydi?

Fakat tam aksine, iyice azgınlaştılar; bu yüzden kalpleri kaskatı kesildi ve şeytan, yaptıklarını onlara güzel gösterdi…

(En’am: 6/43)

Gündem oldukça yoğun; olaylar üst üste, peş peşe, iç içe geliyor.

Olaylar da artık insanlar gibi çok yüzlü oldu. Görünen yüzünün dışında perde arkasında birçok akla hayale gelmez yüzü var. İbret mi, hikmet mi, imtihan mı, musibet mi kestirmek zor…

“Yüzyılın depremi/asrın felaketi” diye isimlendirilen ve elli binin üzerinde kardeşimizin can verdiği depremin üçüncü yılındayız.

Depremden bir gün öncesi hayat normal seyrinde akıp gidiyordu.

Çoğu insan belki hayatında ilk defa bir ev sahibi olmanın mutluluğuyla sıcak yuvasında gelecek hayallerini kuruyordu.

Hayaller, hedefler, planlar, programlar hayatın normal seyrine göre kurulmuştu.

Müslümanların rutin hale gelen; kahvaltı saatleri, çay, kahve saatleri, spor saatleri, eğlence, dizi izleme, haber saatleri, ders çalışma, dinlenme, gezip eğlenme saatleri vardı.

“Yerin ve dağların sarsılacağı ve dağların akıp giden kum yığını olacağı günü hatırla.”(Müzzemmil, 14) Ayetiyle ifade edilen büyük kıyametin, küçük ancak yürekleri ağza getiren deprem sarsıntısıyla tüm planlar bir anda altüst oluverdi.

Önce 7,9 sonra 7,6 şiddetinde depremle, 53 binin üzerinde can kaybı ve tarifi imkânsız acılar yaşandı. “Kurtarın bizi” feryatları karşısında çaresiz, aciz kalmış insanlar. Birkaç gün sonra “sesimi duyan var mı?” anonsları, yarım kalan hikâyeler, suya düşen planlar, kâbusa dönüşen hayaller…

Ülkemizin tümünü kuşatan büyük bir felaket ve bu felaketin meydana getirdiği ve hayatın her alanına yayıldığı olumsuz etkileri… Böylesi bir felaket karşısında şu cümleler kurulmadan olamazdı:

“Galiba bu iki büyük sarsıntı, bardağı taşıran son damlaydı.

Müslümanlar bu sarsıntıyla gaflet uykusundan uyanacaktır.Böylesi ibretlik bir olaydan sonra tüm Müslümanlar derin bir nefis muhasebesine girecektir.

Allah’ın Celal sıfatlarının tecelli ettiği böylesi bir sarsıntıyla; tüm aşırılıklar son bulacak, kibir, gurur, enaniyet, benlik duyguları olması gereken çizgiye dönecektir.

İnsan, aciz bir varlık olduğunu bir kez daha anlayacak, nefsini ilahlaştırmaktan vazgeçip “kulluk sözleşmesini” hatırlayacak…

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak…

Gelinen noktada “ateş düştüğü yeri yakmaya devam etse de” insaf, ibret kanalları açılmamıştır maalesef. Fay hatlarından önce “çatlayan ar hatları” öylesine büyük tahribat meydana getirmiş ki, hiçbir uyarı, ikaz, ihtar, imtihan tedavi edemiyor.

Daha sonra “Gazze katliamı” yaşandı. 70 binin üzerinde şehit, bir o kadar yaralı, kayıp, enkaz altında yatan her yaştan Müslüman“yeniden diriliş surunu” üflemiş olmalı denildi, ama yine gaflet uykusundan uyanan yok gibi.

Bunlara ilave olarak, gözler önünde açlıktan ölen çocuklar da uyandırmadı bizi.

Epistein Adasında yaşananlar ise çok daha vahim “bir sosyal kıyameti” işaret ediyor. Bu yaşanan büyük acılar, tüm maskeleri bir bir ortaya çıkarmıştır. Batı dünyasının “tüm insanlık değerlerinden üryan kaldığını” izhar etmiştir. Perde arakasında neler varsa piyasaya dökülmüştür.

“Bütün beşeri sistemler çökmüştür.” İflaslarını çok açık ve net bir biçimde ilan etmişlerdir. Duvara toslamışlardır. Tüm… İzm’lerin maskesi düşmüş ve hak ettikleri şekilde tarihin çöplüğünü boylamışlardır.

Söz sırası yeniden İslâm’dadır. Akif’in ifade ettiği hakikatin tam zamanı…

“Doğrudan doğruya Kur’an ’dan alıp ilhamı,

 asrın idrakine sunmalıyız İslam’ı…

İnsanlık İslam’ı bekliyor, İslam ise Müslümanları… Cenab-ı Hakkın: “Elçi sizin için iyi bir rol model/örnek olsun, siz de insanlık için iyi bir rol model olasınız…”(Hac: 22/78) buyurarak görevlendirdiği

Müslümanlar yok ortada…

Tüm Müslümanlar olarak iki seçenekle baş başayız:

Ya Havarilerin İsa aleyhisselama söylediği gibi: “Allah’ın dininin yardımcıları biziz…

(Ali İmran: 3/52) deyip, bu davanın öncüsü, tebliğcisi olacağız, tevhid gemisine bineceğiz,Ya da: “Sen ve Rabbin gidip savaşın, biz işte şuracıkta oturuyoruz!”(Maide: 5/24) deyip kendimizi eleyecek ve biz olmadan bu işin gerçekleşmesini bekleyeceğiz.


 


 


 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —