“Yaylalara veda zamanı!”


Abdurrahman Akın

Abdurrahman Akın

Okunma 17 Eylül 2018, 15:12

Eylül Ayının sonları, Ekim Ayının başları bizim Rize’de “Yaylalara veda zamanının” geldiği zaman dilimiydi yaylacılığın revaçta olduğu günlerde!

Bir Mayıs ayı daha geldi…

Hatırlayanlarınız mutlaka vardır. Mayıs ayı yayla hazırlıklarının başladığı tatlı heyecanların adıdır bizim memleketimizde…

Önce “Mezra-mezre” dediğimiz yaylalardan başlayan “yayla göçlerimiz” Ekim ayının sonu gibi nihayete ererek geriye köylere göç başlardı…

Yanlış hatırlamıyorsam Senoz Vadisinde ki köyler; “ Şarınçor, Çağçor, Pilunçut, Pelat, Şemkehot, Abelat, Tağpur, Yediçuğur, Çirmanıman, Eğneçor, Zargistal, Karos, Tavlağank” gibi yaylalara sırayla göç ederlerdi.

Orta Asya’dan beri gelen kadım bir kültürümüz olan “Yaylacılık geleneği” daha yakın geçmişe kadar geçinebilmemiz için şart olan işlerimizdendi. Bugün çok az insanımız bu ihtiyacı duyuyor. Bazılarımız ise hala eski geleneği yaşatmak için yaylalara keyif için çıkıyor. Keyiften de olsa hala yaylalara giden herkese buradan sonsuz teşekkürler ediyorum…

Mayıs ayında “Yaylalara Göç’ü” yazdığım yazıma bu satırlarla başlamıştım.

Bu defa dilimin döndüğünce ve hatırlayabildiğim kadar “Yaylalarımızdan geriye göçü” yazmak istiyorum.

Baharla birlikte havaların ısınmasıyla yemyeşil otların, her türlü çiçeğin dağları şenlendirdiği günlerde başlayan “Yayla Göçleri”, Sonbaharla birlikte geride birçok anı bırakarak sona ererdi. Yaylalara veda zamanı, ilk göçten çok ama çok farklıydı. Yaylalara ilk göçün coşkusu, sevinci ve özlemi, geriye dönüş göçünde yerini tam anlamıyla bir “hüzne” bırakırdı.

Köylere yaylalardan göç, her zaman ki gibi ilk göçle gidilen yayladan olurdu. Ben daha çok bizim “Saatli Çağçor” yaylamızdan geriye dönüş göçünü anlatacağım. Zaten hemen hemen göçler hepsi aynı olduğu için, siz okuyucular kendi yaylanızı hayal ederek yazdıklarımı okuyacaksınız.

Yaylalara veda zamanının geldiğinin en büyük işareti yüksek dağlara yağan kardı. En yukarda olan “Şemkehot Yaylamızdan” göç başladığında yavaş yavaş sonbaharın soğuklarını hissetmeye başlamışız demektir. Şemkehottan; Pelata, Cenliposa, ve Mesaset yaylalarına geriye göç aynı anda yapılırdı. Daha sonra bir kısım yaylacılar Pelat Yaylasından Çağçor, Pilunçut ve köylere daha yakın olan mezrelere inerlerdi. “Tahpur Yaylası” ise, önce Abelat ve daha sonrada “Guycili Çağçor” yaylalarına doğru geriye göçü yaşardı.

Biz Çağçor yaylasına inenler olarak, ”Abelat Yaylasından” “Lazlakar Yaylasına” kadar uzanan sıradağları çok net görürdük. Çok iyi hatırlıyorum, rahmetli Ayşe Halamın “ bugünde dağlara kar yağmadı” daha buradayız dediğini.

Velhasıl beklenen kar Abelat Yaylasına yağınca bizim için göç zamanı da gelmiş olurdu. O zamanı çok iyi ayarlamak gerekirdi. O günün yaylacıları o kadar tecrübeliydi ki; kar kapıya dayanmadan “yolcu yoluna gerek” sözünü adeta ezberlemiş gibi karın geleceğini hissederdiler.

Geriye göç ifade ettiğim gibi çok hüzünlü olurdu bizim için. Her şeyi ağırdan alarak hazırlamaya koyulurduk. Katıklar özenle torbalara konurdu. Yaylacılığın en temel nedenlerinden olan ineklerden elde ettiğimiz süt ürünleri (katık) kış boyu köyde hane halkı için çok önemliydi.

Düşünebiliyor musunuz? Yayladan gelen “katıklar”la birlikte, meşelerden sağılan bal, tarlalardan alınan mısır ve fasulye ile yapılan turşu ve kış meyvelerinin saklandığı “kilerlerin” (serender) nasıl zengin olduğunu!

Yayla evimizde kalması gereken eşyaları özel çuvallarına koyarak tavandan asardık ki, kış boyu hem çürümekten hem de kemirgen hayvanların zarar vermesinden korunsun. Yayla evinin üzerini örten “ğartumalar” son kez kontrolden geçer, yine evin duvarlarından düşen taşlar falan varsa yeniden onarılır ve dönüşe hazır olurduk.

Burada bir parantezde ineklerimize açmak isterim. “Yaylaya göç” yazımda bir ifadem vardı. Demiştim ki; “..sabah ahırdan çıkan her bir ineğin havayı koklayarak yayla yolculuğuna başladığımız o an, benim diyen film yönetmenini kıskandıracak bir görsellik sunardı bu olaya şahit olan herkese…” diye. İşte yayladan dönüş sadece biz insanları değil inekleri de hüzne boğardı!

Yaylaya göç başladığı zaman boyunlarına takılan “çernakları” sallaya sallaya yol alan inekler, şimdi ise kafalarını öne eğip gitmemek için sağa sola kaçan, ayak direten ineklere dönüşürlerdi!

Ekim ayının ilk haftasını da Çağçorda geçirdiğimizi hatırlıyorum. Çünkü köye dönüş yolunda kendi aramızda konuşurduk; acaba derdik “moleviç ve kaba armudu” yetişmiş midir?

Çünkü Şarınçor Yaylasına yaklaştığımızda meyve kokusunu almaya başlardık yol üzerlerinde ki meyve ağaçlarından dökülen ve üzerine her türlü sineğin ve böceğin konduğu armutların kokusunu. Aslında biz Çağçor’dan yola çıktığımız andan itibaren o kokuyu almaya başlardık dersem abartmış olmam!

Bahar aylarıyla birlikte başlayan “Yayla Göçleri”, Güz aylarıyla birlikte nihayete ererken; yaylacılar ve yayla çobanları; her “puar’ın gözünde” yedikleri yemeklerini, dağlarda yankılanan türkülerini, sevdalıklarını, oyunlarını geride bırakarak “yaylalarla vedalaşırken” gelecek seneye dair yeniden geri döneceklerinin sözünü verirlerdi iç dünyalarında!

Bugün o eski şaşaalı yayla göçlerini yaşamak mümkün değil tabii. Eski günleri yaşayan iki üç kuşak hala bu dünyada nefes alıp veriyor. Onlar gelecek kuşaklara benim burada anlatmaya çalıştığım gibi yaylalarımızı anlatacak ve yaylacılık günümüzde daha çok dar bir kesimin yapmış olduğu bir uğraş olsa da kesintiye uğramadan devam edecek diye umut ediyorum!

Hemen hemen her yaylamıza gidilen araba yolları var artık. Yayla evlerimizin çoğu ya zarar gördü ya da tamamen yıkıldı bakımsızlıktan. Bu yeni yollar sayesinde inşallah yayla evlerimize de sahip çıkarak onları yeniden yapmak ve gelecek kuşaklara aktarmak bizler için olmazsa olmazlarımızdan olur.

Son olarak; yaylalarımızı boş bırakmayan her şeye rağmen yayla evlerinin bacalarını tüttüren her bir yaylacımıza buradan sonsuz sevgi ve selamlarımı yolluyorum.

Görüşmek üzere; Allah’a emanet olun…

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Kürşad Yılmaz - 3 yıl önce
Bunları yaşamamış birisi olarak çok fantastik geliyor bana .Rizeliler çok şanslı.Kalemine yüreğine sağlık Akın abı
Avatar
nurten - 3 yıl önce
Bu yaz yaylalara gittim uzun zaman sonra.Bomboştu yaylalar çünki inek kalmamış koyun sürüleri yoktu.İnsanlarlar gelip resim çektirip geri dönüyolardı çöplerini bıralkarak,çok üzülmüştüm.
Avatar
Ahmet Mert - 3 yıl önce
Yaylalar ah yaylalar kimlerin elinde kaldınız. nerede eski yayla ve yaylacılar,hikayelerde kaldılar
Avatar
Osman - 3 yıl önce
Biraz daha böyle kalsın yoksa yaylalarımız talan edilecek. Bende sizin gibi düşünüyordum bu yıl bir baştan bir başa dolaştım yaylaları gelişigüzel yapılana perişan etmiş yaylalarımızı.Buna kim dur diyecek ,bilinçsizce ev yapmak yarardan çok zarar verecek yaylalarımıza.
Avatar
Leyla Güven - 3 yıl önce
Yaylacılar çok arayacak yaylalarını aa iş işten geçmiş olacak korkarım ki
Avatar
Havva Turan: - 3 yıl önce
Eline yureğine sağlik abdurrahman kardesim.Herzaman cok guzel dile getirip anlatiyorsun .yayla hayatini yasamış biri olarak benide çoook eskilere götürüyorsun.sevinciyle huzunuyle de olsa hatirlamak hatırlatmak de guzel oluyor.birkeresindede yine bizim sahakli cağçorde kar yağdı iki gün seğerleri ahirda baktık birtaraftanda gözler yoda aşağiden gelen varmi diye birinci gün gelen olmadı ikinci gün köççiler geldi üçüncü gün aşağa gideldi.seninhalan bugunde daglara kar yagmadi dedigini yazmıştın.benim deannem hep şunu derdi ah gidi yaz olsada geri dönsek yaylayi cok severdi birazda koyde hayvanlari idare etmek zor olurdu o yuzdenhic yayladan gitmek istemezdi.selam olsun ogunlerer.ozamanki yaylacilar hepsi simdi rahmetli olmuşlar nur icinde yatsinlar
Avatar
Mustafa Aydın - 3 yıl önce
Okulu olmayan köyler var. Okula gitmek için birkaç kilometre uzaklıktaki civar köylere gidenler var. Bu yüzden birçok aile köyü terketmek ve ülkenin diğer yerleşim birimlerine yerleşmek zorunda kalıyor. Rize'nın manzarası, doğası takdir toplasa da iş geçinmeye gelince durum değişiyor. İş olmayınca, ekonomik gelir olmayınca gençler köyleri terk ediyorlar. Doğa ile iç içe olmak, balık avlamak için yaz tatillerinde belirli bir süre ıssız yerlere dönenler olsa da tatil bitince köyler yine ıssızlaşıyor ve buralarda yaşam yalnız yaşlılara kalıyor. Bu kısır döngüden en fazla sorunu sizin bahsettiğiniz yaylacılık etkileniyor.Köylerde bile yaşamaktan zorlanan insanlar yaylacılığı nasıl akıllarına getirsin. Bu hikayeleriniz anılarda kalmaya mahkum maalesef.