Savaş ve biz !

Savaş’a kavramsal olarak da karşı olmak lazım zira aslolan sulhtur.

Savaş ve biz !





“Savaş” ve “biz”

Prof. Dr. Ahmet BATTAL

Dost meclislerinde, Risalelerde yer alan ve savaş/barış ile ilgili olarak yol gösterici olduğu düşünülen bahisler sık okunur oldu.

Bu okumalardaki anlamalara katkı amacıyla “savaş” ve “biz” hakkında bazı tasnifler yapmak herhalde faydalı olacak. (Maksadımız sadece verilecek hükme yardımcı olmak.)
Zira Bediüzzaman da toptancı değil tasnifçi idi.
Önce, savaş hakkında bir hatırlatma yapalım.
Savaş, tarihte, yani tüfek icat olup da mertlik bozulmadan önce, bir tür kahramanlık gösterisi idi.
Oysa günümüzde savaş, keskin nişancı tüfeklerinin kullanıldığı bir arenanın güvenli “camlı” yayınla izlendiği, sivilleri de içine alan ve “önce gerçekleri öldüren” bir tür vahşet ve bedeviyet hâli gibi görünüyor.
Şimdi de savaş hakkında bir tasnif yapalım.
-Herhangi bir devletin diğer bir devletle savaşı.
-Bir büyük ve güçlü devletin diğer bir zayıf ve küçük devlete açtığı savaş.
-Herhangi bir kaç devletin diğer bir kaç devletle savaşı.
-Bir İslâm ülkesinin devletinin diğer bir devlete açtığı savaş.
-Bir devletin bir İslâm ülkesinin devletine açtığı savaş.
-Bir devletin bir isyancı grupla savaşı.
-Bir İslâm ülkesindeki devletin bir isyancı grupla savaşı.
-Birkaç devletten oluşan bir uluslararası gücün, bir uluslararası örgütün de desteğini alarak bir devletin ordusuyla savaşı.
-Birkaç devletten oluşan bir uluslararası gücün, bir uluslararası örgütün de desteğini alarak bir devletin ordusuyla savaşan isyancılarla savaşı.
Bu savaşlarının her birinin, dinen, ahlaken ve hukuken mânâsı ve dolayısıyla hükmü farklı.
Üstelik bu hüküm, savaşın sebebi ile doğrudan ilgili.
Mesela iki dünya savaşında ve bilhassa İkinci Dünya Savaşında savaşın sebebi dünya ve iktidar hırsı idi ve savaşta kirli yöntemler ve zalimce silâhlar kullanılıyordu. Bediüzzaman bu ve benzeri sebeplerle Türkiye’nin bu savaşa girmemesini istiyordu. (Savaş’a kavramsal olarak da karşı olmak lazım zira aslolan sulhtur.)
Mesela ikiye bölünmüş Kore’nin savaşında aslında hür demokratik batı ile komünist doğu blokunun savaşı vardı. Ve Bediüzzaman, Türkiye’nin uluslararası destek gücüne dahil olarak Kore’ye asker göndermesine bu sebeple taraftar oldu.
Şimdi, bu savaşların hepsine “zalimlerin boğuşmaları” denilebilir mi? Herhâlde hayır.
Boğuşan zalimler ile onların boğuşmalarından zarar gören masumları ve hatta “emir kulu” ya da “piyon” durumundaki askerlerini aynı kefeye koymak mümkün mü? Kesinlikle hayır.
Savaşın tarafı durumunda olan devletin nasıl yönetildiğinin yani yönetimin meşruiyetine ve dolayısıyla savaş kararının ya da savaşa sebep olan icraatın meşruiyetine ilişkin hususların hükme bir etkisi yok mu? Elbette, en çok kafa karıştıran husus da bu zaten.
Şimdi gelelim “biz” kısmına.
“Biz” kimiz? Savaş konusunda tavrımız ne olmalı?
-Biz, fertler.
-Biz, yani dinî cemaatler.
-Biz, yani dünyevî cemiyetler.
-Biz, yani iktisadî menfaat grupları.
-Biz, yani siyasî akımlar.
-Biz, yani devletimiz.
“Biz ... yapmalı, ....dan kaçınmalıyız” denildiğinde, “biz” kimdir?
Mesela “biz”, fertler. Her akşam, camiyi de dersi de zikri de bırakıp, hem de beş-on “güya ayrı” kanaldan, hemen hemen aynı görüntüleri mi seyrediyoruz?
Az ya da çok seyrettiğimiz görüntüler zaten fazlasıyla bölünmüş olan “biz”i yani toplumun katmanlarını yeniden ve gereksiz olarak bölüp “taraf” hâline mi getiriyor?
“Zulüm odur”, “yok zulüm bunun yaptığıdır” diyerek, birbirimizi ikna etmeye çalışarak, hatta birbirimize baskı yaparak biz de birbirimize zulmediyor muyuz?
Biz kimdir? Mesela devletimiz. Başkalarının savaşına ne amaçla ve ne kadar müdahale ediyor? Müdahale ya da savaş kararını nasıl alıyor?
Biz kimdir? Mesela “biz”, dinî ya da dünyevî cemaatler, siyasetli ya da siyasetsiz menfaat grupları... Savaş kararına ve savaşın kendisine ne şekilde tesir etmeli ve ediyor?
Hepsinin hükmü farklı, değil mi?

Kaynak: YeniAsya.com.tr

 

Güncelleme Tarihi: 04 Eylül 2013, 08:21
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER