Gurur ve kibir

Gurur ve kibir

Gurur ve kibir


Kendini büyük görme, başkasını hor ve hakîr görme, kendini beğenme anlamına gelen gurur ve kibir insan için en çirkin ve büyük bir kusur ve dinen mü’mini hak ve istikametten ayıran şeytanî bir aldatmadır. Ruhî bir hastalıktır. Şaşkınlığın istikametten ayrılmış olmanın alâmetidir.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri “Gurur ile insan maddî ve manevî kemâlat ve mehasinden mahrum kalır.” (Mesnevî-i, 2011, s. 106.) ifadesi ile gururun insanı her nevî kemalattan mahrum bırakacağını ifade etmiştir.
Gurur kendisini başkalarından üstün görmeyi netice verdiği için (Ragıb el-Isfahani, Müfredat, 421.) iki katlı çirkin bir günahtır. Kişinin yaptıklarını sayarak gururlanmadığını söylemesi gurur alâmetidir. Zira yaptıkları ile övündüğü halde gururlanmadığını söylemek gururdandır. Böyle birisi uykuda rüya gördüğünü söyleyerek yorum isteyen adamın hali gibidir. Kendisini uyanık zannediyor, halbuki daha derin bir uykuya geçmiş önceki rüyasını yorumlatıyor.

Kur’ân-ı Kerîm “Allah gururlananları sevmez.” (Nahl, 16: 23.) buyurur. Zira Allah’ın işini haksızlıkla kendisine maleden bir nevî hırsızdır ve hırsızlar da nefret-i ammeye mazhardırlar. Bu sebeple gururda bir nevî şirk-i hafi vardır. Bunun için Allah “yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanların yüzünü âyetlerimizden çevireceğim. Onlar bütün âyetlerimi görseler de inanmazlar, doğru yolu kendisine gösterseniz de onu yol olarak benimsemezler. Azgınlığı ve sapkınılığı gördükleri zaman da hemen ona koşarlar. Biz de onların yaptıkları iyiliklerini de boşa çıkartırız da her şeyden mahrum kalırlar.” (A’raf Sûresi, 7: 146-147.) buyurur.
Şeytanın yoldan çıkması gurur yüzünden olduğu gibi Mekke müşriklerinin iman etmemelerinin sebebi de gurur ve kibirlerindendir. (Nahl Sûresi, 16:22; Sâffât Sûresi, 37:35; Bakara Sûresi, 2:87) tevazu göstererek hak ve hakikate kimden ve nereden gelirse gelsin değer vermiş olsalardı hidayete ererlerdi.

Büyüklük ve övünmek Allah’a hastır; çünkü her şeyin sahibi ve yaratıcısı odur. İnsanı da insanın fiillerini de yaratan Allah’tır. Bu sebeple yüce Allah “Büyüklük ve azamet örtümdür. Bu bakımdan bunlardan biriyle kim benimle yarışmaya ve çekişmeye kalkışırsa, onu ateşe atarım.” (Ebû Dâvûd Libâs, 25; İbn Mâce, Zühd, 16; Ahmed b. Hanbel, 2: 248.) buyurmuştur.

İnsana Tevazu Yakışır

İnsan hiçbir şeyin hakikî sahibi değildir. Her şey Allah tarafından insana temlik suretinde değil, emaneten istifadesi için verilmiştir. İnsanın bedeni ve malı Allah’ın istifade ederek manevî kazancı için verilmiştir. İnsan bedeni ile ibadeti, ilmi, tefekkürü ve yaptığı iyiliklerle ahiretine hazırlık yapması gerekir. Allah’ın verdiği mal, evlât ve nimetleri yerli yerinde kullanarak şükür ibadetini yapacaktır, karılaştığı sıkıntı ve üzüntülerine sabrederek yine ahiretine sermaye kazanacak ve Allah’ın rızası istikametinde hareket ederek rızasını tahsil edecektir. Bütün kazanımlarını da Allah’tan bilecek ve Allah’a şükredecektir.
Her şey Allah’ın ihsanı, ikramı ve istifadesi de onun ihsanı olduğu için sahiplenmeyecek hayvan gibi yutmayacak, mütevaziyane insan gibi hayırda istimal edecektir. Bu sebeple Peygamberimiz (asm) “Allah tevazu göstereni yüceltir, kibir ve gurura kapılanı ise küçültür.” (İhya, 1:257.) buyurmuşlardır. Yine “Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan hiçbir kimse cennete giremez” (Müslim, İman, 147, 148, 149; Ebû Dâvud, Libâs, 26; Tirmizi, Birr, 610; İbn Mâce Mukaddime, 9; Zühd, 16.) buyurmuşlardır.

Peygamberimizin (asm) Tevazuu

Peygamberimiz (asm) tevazunun zirvesindeydi. Abdullah İbn Amr (ra) “Resulullah’ın, kızıl bir devenin sırtında cemrelere taş attığını, önünde herhangi bir kimsenin dövülüp kovulduğunu ve “yol açınız, yol açınız” denildiğini görmedim. Resulullah (asm) hastaları ziyaret eder, cenazelerin arkasında gider, kölelerin dâvetine icabet ederdi. Ayakkabılarını bizzat pençeler, elbisesini yamalar, aile efrâdıyla beraber evinde onların ihtiyaçlarına koşardı. Bir gün huzur-u saadetine bir adamcağız Resulullah’ın (asm) heybetinden tir-tir titremeye başladı. Efendimiz (asm) o adama: “Canını sıkma! Ben padişah değilim. Ben ancak Kureyş soyundan gelen ve kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum.” diyerek o kişiyi teskin etti. Yemek yerken iki dizi üzerinde yer ve “Ben kölenin yediği gibi yer ve kölenin oturduğu gibi otururum.” buyururlardı.

Bu sebeple Peygamberimizin (asm) Mekke’yi fethettiği zaman gururlandığı iddiası büyük bir iftiradır. Tarih Mekke Fethini şöyle anlatır: “Peygamberimiz (asm) devesi Kasvâ’nın üzerindeydi. Mübarek başında yemen işi siyah bir sarık vardı. Sarığın bir ucunu iki omuzu arasına salmıştı. Arkasında dört koldan ve Mekke’nin dört tarafından ordusu ile Mekke’ye doğru yaklaşıyordu. Yanında güzide sahabelerden bir atlı bölüğü vardı. Günlerden mübarek Cuma günü kuşluk vaktiydi. Bir taraftan Fetih Sûresini okuyor, diğer taraftan Allah’a hamd ederek şehre yaklaşıyordu. Başarısını ancak Allah’tan biliyor ve kendisine hiçbir pay ayırmadığı için tevazusundan başını önüne eğmişti. Muzaffer bir kumandan gibi değil, Allah’ın nimetlerine lâyıkıyla hamd ve şükür edememenin verdiği eziklik içinde bir kul gibi Mekke’ye giriyordu. Tevazusundan omuzlarını eğdiği için neredeyse mübarek sakalı devesinin semerine değiverecek gibiydi.” (İki Cihan Güneşi, 371.)

Gururdan Kurtulmanın Yolu
Gurur bu derece tehlikeli bir hastalıktır. Ondan kurtulmak da ancak iman-ı takiki, ilim ve amelledir. Bu sebeple ilimden ve amelden daha değerli bir şey yoktur. İlim dediğimiz zaman bundan “Marifetullah” yani Allah’ı bilme ve tanımayı anlamamız lâzım. Zira bütün ilimlerin amacı marifetullah yani Allah’a imanı güçlendirmektir. Allah’tan uzaklaştıran ilim ilim sayılmaz.
Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîmde “Canı çıksın insanın, o ne nankördür! Allah onu neden yaratmış? Onu bir damla sudan yaratıp merhalelerden geçirerek, ona şekil vermiş, sonra tutacağı yolu kolaylaştırmıştır. Sonra onu öldürür ve kabre koyar.” (Abese Sûresi, 80: 17-22.) buyurarak haddini bilmeye dâvet etmiştir.
Soy ve güzellik, mal ve ilim gibi insanı gururlanmaya iten sebeplere karşı da onların gelip geçici ve insanı sorumluluğa iten sebeplerin mahiyetini bilmek de insanı bu nevî şeylerle övünmek ve gururlanmaktan alıkor. Bu hususta da Kur’ân-ı Kerîm “İnsanları küçümseyip yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme; Allah, kendini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez. Yürüyüşünde tabiî ol, sesini de alçalt. “ (Lokman Sûresi, 31: 18.) buyurarak ikaz eder ve bunları yapmanın gururu kıracağı ve insanı tevazuya sevk edeceğini haber verir.
Özetle, gurur ve kibir Allah’tan korkan sâlih bir Müslümanda bulunmaması gereken, mü’mine yakışmayan en kötü huylardandır. Allah bizleri bu gibi kötü huylardan korusun... Amin!
Mustafa Can(Yeni Asya Gazetesi)
 

Güncelleme Tarihi: 04 Ağustos 2014, 06:31
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER