Dünya hali.Üzülmeye değmez

Dünya hali

Dünya hali.Üzülmeye değmez
Muzaffer KARAHİSAR
Onu her gün alaca karanlıkta düzenli olarak bisikletiyle Misrî Cami’ye sabah namazına giderken görürdüm. Karşılaştığımızda gür bir sesle selam verir, hızlıca geçer giderdi. Yaşlı adamın kışın soğuğuna aldırmadan evinden hayli uzakta olan sabah namazı hatimle kılınan tarihî Misrî Cami’ye devam etmesine imrenerek takdir ederdim.
 
Kendi kendime: “Bir insanın geliri, huzuru, sağlığı yerinde olursa, ibadet iştiyakından uzaklaştıran can sıkıcı derdi, problemi olmayınca, yaşlı da olsa her gün böyle şevkle gayretle, neşeyle koşarak camiye gider” diye düşünürdüm.
Hayli zaman sonra bir arkadaşın dükkânında karşılaştık İhsan Amca ile. Selamlaştıktan sonra tanışma esnasında beni tanımadığını fark ettim. Her gün sabah bisikletle camiye giderken İlme Hizmet Vakfı’nın önünde selam verdiğin kişiyim, diye kendimi hatırlattım. O da gülümseyerek tasdik etti.

Madenci Mustafa, İhsan Amca’nın sıkıntılarının olduğunu ve çözüm için bekleyen sorunlarına yardımcı olmamı rica etti. Evde yatağa bağımlı ve Alzheimer hastası eşi ve engelli oğlunun olduğunu söyleyerek sekseni aşkın yaşıyla İhsan Amca’nın tek başına sorunlarının üstesinden gelemediğinden devlet desteğine ihtiyacı olduğunu öğrenince önce şaşırdım, sonra düşüncelerimde ve kanaatimde yanıldığımı anladım. İman ve ibadet için her türlü şartların kişinin lehinde olması gerekmiyormuş.
Geçmiş zamanda ehl-i takva ve keramet sahibi arkadaşına ziyarete gelip misafir olan şahıs, her geldiğinde ev sahibinin imamlığında birlikte namaz kılarlarmış. Namaza dururken ev sahibi mübarek zat tekbir alırken ikisi de Kâbe-i Muazzam’ı karşılarında görürlermiş ve huşuyla ibadetlerini eda ederlermiş.

Hayli vakit geçtikten sonra arkadaşı yine aynı eve misafir olmuş. Birlikte yemiş, içmişler. Vakit gelince namaza yönelmişler. Evsahibi tekbir alınca eskisi gibi karşılarında Kâbe’yi görememişler. Namazdan sonra merak eden misafir, evsahibi arkadaşına durumu sormuş.
Evsahibi, başlamış anlatmaya: Geçimsiz ve asabi mizaçlı eşim vardı. Eve misafir geldiğinde bana etmediği hakareti, yapmadığı eziyeti bırakmazdı. Onun huysuzluklarına, kaprislerine ve olumsuz davranışlarına sabrederdim. Allah bana sabrımın bu dünyadaki mükâfatı olarak o gördüğün kerameti ihsan ediyordu. Eşim vefat ettikten sonra o hal benden kayboldu, diye merakını gidermiş.
***
O güne kadar genç bir işadamı olmanın, varlık içinde yaşamanın, sınırsız harcamanın, varlığın, arabaların, evlerin, yatların, katların insana huzur vereceğini ve her şeyin parayla çözülebileceğini hayal ederdim.

Daha sonra dernek başkanımızın holding sahibi işadamı olması nedeniyle hayallerimi süsleyen zenginlikle, hayatın gerçeklerinin farklı olduğunu yakından müşahede ettim.

Bir gün dernek evraklarını imzalatmak için holdinge gittim. Başkana ulaşabilmek için birkaç sekreterden geçmek gerekiyordu. Başkanın kendi sekreteri, içeride ziyaretçilerle iş görüşmesi yaptığını bildirdi. Misafirlerin çıkmalarını beklemem hayli uzun sürdü.
İçeriye alındığımda Başkanın yorgunluğu ve yoğunluğu her halinden belliydi. Telefonla konuşurken selamımı işaretle aldı, eliyle yer gösterdi. Hizmetçiye çay getirmesini işaret etti. Art arda gelen ve bağlanan telefonların konuşmaların bitmesini epeyce bekledim. Her konuşmada da iş dünyasının önemli hususlarını, zihni yorucu ince hesap ve ithalat-ihracat bağlantılarını konuşuyordu.
Telefon konuşmaları bitecek gibi değildi. O konuşurken dosyayı önüne açtım, gösterdiğim yerleri imzalayarak işimi bitirdim. İşaretle müsaade alıp ayrıldım. O hâlâ telefon konuşmalarına devam ediyordu.

Aradan yıllar geçti. Eski dernek başkanımızın intihar ettiğini basında görünce şaşırdım.

Şaşırmalar, şımarmalar, özenmeler, meraklar, hayaller, gerçekler ve hikmetini bilmediğimiz binlerce olaylar… İşte dünya hali bunlar.

Güncelleme Tarihi: 20 Haziran 2014, 08:05
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER