Köyde yaşamın tadı başkadır


Abdurrahman Akın

Abdurrahman Akın

Okunma 28 Haziran 2014, 10:30

Benim gibi köyde doğan her çocuk doğal olarak çevresinde ki hayvanlarla içli dışlı bir hayat sürer…
Gözümüzü açar açmaz evlerimizin altında bulunan ahırlardan gelen inek sesleri bizim ninnilerimiz olur. Yürümeye başladığımız andan itibaren annelerimizle ahırlara inip, ineklerin sağımını gözetlememiz her köy çocuğunun en sevdiği şeylerdendir…
Özelikle kedi, köpekler ve tavuk köylerimizin vaz geçilmez evcil hayvanlarındandır. Biz neredeyse onları kovalamakla çocukluğumuzu geçirirdik!
Ve tabii, doğada hür bir şekil de dolaşan-uçan hayvanlarla irtibatımız da çok değerliydi…
Hiç unutmam bizim “Çağçor Yaylasında” çobanlık yaptığım senelerde, çam sakızı çıkarmak için çıktığım çamın üzerinden, ormanın sıklığında dolayı bizim “sarı gül” adlı ineğe benzettiğim bir boz ayıya çam dalı atarak onu ormandan çıkarmaya çalışmıştım! Tabii gerçeği öğrenince nasıl korktuğumu tahmin edebilirsiniz…
Şunu da ifade edeyim. Doğada en korktuğum ve çekindiğim hayvan yılandır. Yılan sözcüğünü yazarken bile irkildiğimi söyleyebilirim. Bir gün köyün çocuklarıyla “mor” (çilek) toplarken çimenlerin içinden bir yılanın kolumdan omuzuma doğru çıktığını fark eden amca oğlu Mustafa’nın “kolunda yılan var, dikkat ede” demesi hala kulaklarımda yankılanıyor!..
Bir günde, çaylığın otunu kesen anneme yardım etmek için yükünü almaya gitmiştim, meğer bir yılan annemin hazırladığı yükün içine girmiş. Ben yükü sırtıma aldığımdan süzülerek önüme doğru kafasını uzatmıştı ve ben çığlık atarak yükü üzerimden atarak çılgın gibi koşmuştum…
Çocukluğumda hiç unutamadığım bir olayda şu; bizim kapıda bir elma ağacı vardı. Kuşlar doğal olarak dallarını kendilerine mekan etmişlerdi. Bir gün bir “çıt çıt kuşu” alt dallardan birisine konmuştu. Bende elimde ki yarım yenmiş elmayı ona doğru fırlattım. Olacak bu ya,attığım şey kuşa isabet etti ve aşağıya önüme düştü. Çok üzülmüştüm, elime aldım nesi var diye bakmaya başladım. Hareket etmiyordu, bayağı korktum ölmüş diye. Böyle kaç dakika geçti bilmiyorum, birden canlandı ve elimden uçup gitti. O kadar sevinmiştim ki, o günden sonra hiçbir kuşa ne sapanla nede başka bir şeyle hiçbir şey atmadım…
Bizim “Şemkehot Yaylasında” özellikle Marhabudom yaylasına ait köpeklerle çok boğuşmuşuzdur. Çoban köpekleri, şu anda yaşadığımız şehirlerde ki sokak köpeklerine hiç benzemeyen özellikleri olan köpeklerdi. Zaman zaman onlarla burun buruna geldiğimiz zaman ellerimizde ki sopalarla kovalayıp geldikleri yere çok göndermişizdir.
Bunların yanın da, dağ keçisi, kurt, çakal, tilki bol bol gördüğümüz hayvanlardı. Ama o günlerde özellikle kurtların bulundukları yataklara hep tedbirli giderek karşılaşmamaya özen gösterirdik. Çünkü, kurtlar sürüler halinde dolaşıyorlardı ve hayvanlarımıza zarar verecek potansiyelde ki tek hayvandı diyebilirim…
Çocukluğuma ve çobanlık yaptığım yıllara giderek bütün bunları anlatmamda ki sebep şu; çalıştığım kurum İzmir Alsancak da. Bir öğlen yemeği için dışarıya çıktığımızda yavru bir kuşun çaresiz bir şekilde yol ortasında durduğunu gördük. Arkadaşım, bu kuşu buradan alalım yoksa kedilere yem olacak dedi. Ve kuşu alıp iş yerine getirdik.
Kuş yemiyor, içmiyor, hatta hiç hareket etmiyordu. Önce kuşun “ebabil kuşu” olduğunu ve etçil bir kuş türü olduğunu öğrendik. Çok büyük bir hayvan sever olan mesai arkadaşımla adını “mahsun”koyduğum yaralı kuşumuzu Konak Belediyesine ait veteriner müdürlüğüne götürdük. Kanadında ödem oluştuğunu söylediler. Krem ve sıvı bir içecek verdiler…
Mahsun kuşumuzu iş yerimize geri getirdik. Çünkü götürdüğümüz devlet kurumu başka bir şey yapamayacaklarını söylemişlerdi. Biz ona bir bebek gibi bakmaya başladık. Önce yemek yiyip su içmesini sağladık. Artık kuşumuz kanat da çırpmaya başlamıştı. Ben onun görüntülerini çekerek sosyal medya aracılığıyla tüm hayvan severlere göstermeye başlamıştım!
Tam on bir gün mesai saati içerisin de onunla birlikte oluyor, tüm ihtiyaçlarını karşılıyorduk. Biz gittikten sonrada iş yerimizde ki nöbetçi arkadaşlarımıza tembih ederek bakımını sağlıyorduk…
İnsanda olduğu gibi hayvanlarda da hastalığın pençesine düştüler mi sanki nazlı oluyorlar! Ben şahsen ta çocukluğumdan bugüne bu tespitimin karinelerini yakınımda olan her hayvanda görmüşümdür. Nihayet bizim mahsun kuşta sanki bize naz yapıyor gibiydi. On birinci gün de yemeden içmeden kesildiğin de aklıma, bu ortamdan sıkıldığını ve ait olduğu gök yüzüne firar mi etmek istiyor diye düşünmeye başladım. İş yerin de sürekli bulunduğu camın önünden uçması için yol bile açtık. Ama mahsun kuşumuz iyice mahsunlaşmış yemeden içmeden kesilmişti…
Son bir gayretle, gagasını açarak su içirmemiz de fayda etmedi. Ve bayağı bir süre bize arkadaşlık eden bu güzel kuşumuz son nefesini ellerimizde verdi!
Tabii,çok fazla üzüldük. Onunla tam on bir gün ilgilenmiş ve ait olduğu yere dönmesini beklemeye başlamıştık. O gün bugündür, sabahları iş yerimizin kapsını açtığımızda onun sesini duyamıyor olmamız bizi gerçekten çok fazla üzmekte…
Görüşmek üzere, Allah’a emanet olun…
senozderesi
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Erol BALCI - 4 yıl önce
değerli yazar,
sizin gibi köy aşığı,köylerimizi seven ve sevdiren bir insanın yazılarında muhteşem lezzet var.teşekkür eder işlerinizde başarılar dilerim