Yusuf KAMBUR

(O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki, insanlığa rehber olan, bu rehberliğin apaçık belgelerini taşıyan ve hakkı bâtıldan ayıran Kur’an işte bu ayda indirilmiştir. 

Sizden biri bu aya ulaştığında oruç tutsun!”(Bakara: 2/185)

Bir insanı tanımak zor değildir. Sözlerine bakın, olayları nasıl yorumladığına bakın. Hayata hangi ölçülerle yaklaştığına, nerede durduğuna, neleri kırmızıçizgi saydığına bakın.

İnancı oradadır. Kimliği oradadır. Karakteri oradadır. Çünkü her insan, “mizacına ve karakterine göre iş yapar” buyuruyor Rabbimiz. Fikri neyse insanın, inancı da odur. İnancı neyse zikri de, davranışı da ona göre şekillenir.

Bu sebeple bir insanın ve dahi bir Müslümanın Ramazan’ı nasıl karşıladığı, Kur’an’a nasıl baktığı, orucu ne kadar ciddiye aldığı ve camiye hangi bilinçle yöneldiği; onun gerçek inanç seviyesini ortaya koyar.

Ramazan, kulluğun, samimiyetin aynasıdır. Ve aynalar, görüneni gizlemez. Tüm ibadetler insanın aynası, birebir şahitleridir.

“(Ey insan! Dön de Rabbinin rahmet eserlerine bir bak!”(Rum: 30/50)

Dünya meşgaleleri, yoğun iş yükü, dünyevi hevesler, tüketim çılgınlığı; sosyal medya ve televizyon ekranları, Rabbinin Cemal sıfatlarının tecellilerini görmene engel olmasın.

Gözünü kör, kulağını sağır, kalbini işlevsiz hale getirmesin. 

Bak… Yeni bir Ramazan bir kez daha gelmiştir. Kur’an’la gelmiştir. Oruçla gelmiştir. Rahmet ve bereketle gelmiştir. 

Ramazan sadece bir takvim dilimi değildir. O, zamanın Kur’an’la, ahlakla ve ibadetlerle disipline edildiği “Rabbani bir mekteptir.” Oruç, biyolojik bir açlık değil; iradenin terbiyesidir.

Modern çağın “tüketerek var ol” telkinine karşı “tutarak ve vazgeçerek arın” çağrısıdır. “Yapabilirim ama yapmıyorum” diyebilmektir. Nefsine sınır koyabilmek, alışkanlıkların yerine ibadetleri yerleştirmektir. Rabbinden uzanan rahmete şükürle karşılık verebilmektir.

Ramazan “mazeret üretme mevsimi” değildir. Erteleme mevsimi değildir. Ramazan; hayatı yeniden Allah’ın razı olacağı hizaya getirme fırsatıdır.

Ve camiler…

Müslümana hasrettir camiler. Uydurulan bin bir yersiz şikâyet ya da tembellik neticesinde “terkedilmiş kutsal mekânlar” olmaktan bir an önce kurtulmalıdır. Camiler seni bekliyor…

Teravih sünnettir. Ama sünnet; “isteğe bağlı, önemsiz” demek değildir. “Canım kurban olsun senin yoluna” diye gözyaşı döktüğümüz Efendimizin yaşadığı ve ümmetine bıraktığı yaşam biçimidir.

Teravih namazına gelen müminler Farz olan yatsı namazını da cemaatle kılmaktadır. Hem bir sünnet hem bir farz ve vacip ihya edilmektedir.

Fıkıh bize şunu öğretir:

Bir sünnet keyfi sebeplerle terk edilmez. Ancak bir vacip ya da zaruret sebebiyle bırakılabilir. Meşguliyet, yorgunluk, ekran bağımlılığı; ibadeti terk için mazeret değildir.

Teravih sadece bireysel bir ibadet değildir; nesilleri mabede alıştırma vesilesidir. Unutmayalım ki, mabedinden kopan zamanla mabudundan da kopar. “Gençlik bozuldu” diye şikâyet ettiğimiz durumlar bizim ihmalkârlığımızdır. “Çocuğunun ayağına batan diken ya senin ektiğin ya da çekmediğin dikendir.”

Modern çağın en güçlü silahı “meşguliyet ve yorgunluk” algısıdır. Ama sorulmalı:

Gerçekten vakit mi yok, yoksa öncelik mi yok? 

Gün boyu ekranlara saatler ayıran insanın, Rabbine ayıracak kırk dakikası yoksa burada bir zaman değil değer meselesi vardır.

Meşguliyetlerimizi büyütüp ibadetlerimizi küçültmeyelim. Vakit bulamamak çoğu zaman, 

“Vakitsizlikten değil, nasipsizliktendir.”

NOTLAR:

18 Şubat Çarşamba akşamı ilk teravih namazımızı kılacak, ilk sahurumuzu yapacağız inşallah… Perşembe oruçlu olacağız

Oruçla ilgili tüm sorularınız için “Alo 190 Diyanet Fetva Hattı” mesai saatlerinde hizmet vermektedir.

Rabbim Ramazan ayını hakkımızda hayırlara vesile eylesin…

 


RAMAZAN YAZILARI-1 RAMAZAN, CAMİ VE HAYAT

RAMAZAN YAZILARI-1 RAMAZAN, CAMİ VE HAYAT

16.02.2026 10:27:00

103