Abdurrahman Akın

Bizim coğrafyamızda yaşamayan penguenleri bilirsiniz?

Kutup bölgelerin de yaşayan, kısa kanatlı, perde ayaklı, yalpalayarak yürüyen bu sevimli hayvanların hayatını anlatan bir belgesel izledim televizyonda.

Penguenlerin hayata tutunma mücadelesini ve o ölçüde ki fedakârlıklarını hayret ve ibret nazariyle seyrederken, bir yandan da insanoğlunu düşündüm!

Penguenlerin hayatlarında ki çaba, ıstırap, dayanıklılık ve en önemlisi fedakârlık hissi bugüne kadar hayvanlar âlemi ile ilgili izlediğim belgesellerin en harikuladesiydi desem abartmış olmam!

Sadece eşler arasında ki dayanışma değil; binlerce sayıya ulaşan penguen ailesi arasında ki dayanışma ve fedakârlığı görmenin güzelliğini ve hayatımıza dair dersler aldığımı söylemeliyim.

Yumurtlayan dışı penguen, erkeğin karın altında hemen ayaklarının üzerinde ki boşluğa yumurtayı bırakarak, kuluçka dönemini başlatıyor ve yem için tüm dişi penguenler hep birlikte buz üstünde yürüyerek bazen karınları üzerinde kayarak meşakkatli uzunca bir yol gittikten sonra hırçın dalgaların arasından denize varıyorlar.

Kuluçkaya yatan erkek penguenler ise; kutup bölgesinde ki bu çetin kış şartlarına rağmen hiçbir şey yemeden, içmeden görevlerini harfiyen yerine getirmek için olağanüstü bir dayanıklılık göstererek şiddetli kar tipisine karşı mücadele veriyorlardı.

Anne penguenlerin denize ulaşmaları onlar için hem kendilerine ve geride bıraktıkları yavrularına yiyecek bulmak anlamına geliyordu. Binlerce anne penguen, dört-beş ay sürecek bu yolculuk esnasında, çetin kış şartlarına ve denizde ki tehlikelere aldırmadan gerekli yiyecekleri karınlarında depolayarak geri de bıraktıkları ailelerine kavuşmanın umudunu ve heyecanını taşıyorlardı.

Geride bıraktıkları yumurtaların koruyucusu olan eşleri ise; aylardır bir şey yemeden, üstelik kışın en acımasız yüzünü gösterdiği zaman dilimlerinde, birbirlerine daha da sokularak, soğuğa karşı, kar fırtınalarına direnç göstermeye çalışıyorlardı. 

Penguenlerin hayatının her anı aslında mucizelerle doluydu! 

Kuluçkaya yatan erkek penguen yavrular doğduktan sonra, insanı hayrete düşüren bir fedakârlıkla bulunarak, kursağında sakladığı yiyecekleri kusarak yavrularına hayat veriyordu.

Uzun aylar sonucunda nihayet binlerce anne penguen, yiyeceklerini depolamış olarak geri dönmüştü.

Ben acaba bu yoğun kalabalığın ve gürültünün arasında yavrularını nasıl tanıyacaklar diye endişeleniyorken, her bir anne penguen çoktan yavrularıyla beraber olmuştu bile! 

Anne ile yavrularının kavuşma anı ayrı bir görsel şölendi zaten. 

Penguen aileleri kısa bir sohbet ettikten sonra anneler yavruların karınlarını doyurmaya başladı. Bu sefer yiyecek arama sırası erkek penguenlerdeydi.

Onlar da yavrularına, seslerini ve kokularını bırakarak yola çıktılar. 

Kâh yürüyorlar kâh müsait yerler de karınları üzerine kayarak bir sonraki kuluçka dönemine hazırlık yapmak ve karınlarını doyurmanın telaşıyla yol alıyorlardı.

 

İmparator penguenlerin olağanüstü bir fedakârlık içinde geçen hayatlarını izledikten sonra kendi kendime gayri ihtiyarı; “ya insanoğlunu nasıl biliriz” diye zihnimden geçirdim!

İnsan da, içinde bulunduğu sıkıntıları, sorunları, bunalımları, tereddütleri, kendi dışındaki insanlarla ve canlılarla münasebetleri bağlamında bir hayat yaşıyor yeryüzünde.

Maalesef, dünden bugüne dünyanın geçici sahnesinde en büyük problemlerinden birisi, insanın kendisi olmaya devam ediyor! 

Elbette azımsanmayacak sayıda insan omuzlarına yüklenen sorumlulukların farkındadır.

İnsan, hayatını devam ederken, zamanın getirdiği zorluklara göğüs gererken, hayata bakışını ve ona yüklediği anlamı, manalandırmaktan uzak olmamalı; hayatın getireceği sorumluluklardan kaçmamalıdır.

Ölümlü olduğunun farkında olan insanın menfaatleri, hırsı ve bencilliği çoğu zaman etrafında olup bitenleri görmemesine imkân tanımıyor.

“Şüphesiz, şuur hayata vurulmuş aşıdır. Hayata bir çeşit ahenkli yön vermedir” tespitinde bulunur Nurettin Topçu. 

Bu tespit bağlamında, insana bakıyoruz, gördüğümüz manzara hiç de iç açıcı değil!

Olağanüstü şartlar da hayat mücadelesi veren penguenlerin hayatına bakıyor birde “akıl” ve “şuur” nimetine sahip olduğuna inandığımız insana bakıyoruz! 

Bu nasıl bir nimettir ki, insanı; bencillikten, ikiyüzlülükten, riyadan, merhametsizlikten, kötülükten ve zulümden alıkoyamıyor!

Hâlbuki makam, mevki, para ve güç gibi dünyevi unsurlar başka insanların istismarı için kullanılmamalıdır; ilim, sanat, edebiyat, müzik gibi dünyevi güzellikler insanın mutluluğuna hizmet etmelidir. Bütün bu güzellikleri insanda harekete geçirecek olan sorumluluk şuurdur.

 

Ben, imparator penguenlerinin hayatını izlerken bütün bunları düşündüm.

İnsan kendisini bir başka insanın ve başka bir gurubun tahakkümünden ve istismarından kurtarmak istiyorsa, yaratılmışların en şereflisi olduğu şuuruna uygun nefes alıp vermelidir. Aksi halde, başka insanların ve gücün iradesine teslim olmaktan kendisini kurtarması mümkün olmayacaktır.

Ve elbette, insanın hayatı, daha çok kazanmak, yemek içmek, gezmek, tozmak ve çevresinden bihaber yaşamak olmamalıdır! 

Bir başka ifadeyle; insana, hayvana, çevreye dair olumlu düşünmek, iyilik etmek, bencillik etmemek, başkasının derdiyle dertlenmek, güler yüzlü olmak, okumak, yazmak ve geçmişin güzelliklerini de hatırlamak insanın yaşamında ki değerleri olmalıdır.

 

Son tahlil de; “İmparator Penguenlerin” olağanüstü fedakârlık gerektiren muhteşem hayat hikâyesini izledikten sonra, insanın bugün ki şuursuzluğu, pespayeliği ve vefasızlığı karşısında kendime dönerek; “kutupta bir penguen de ben olsaydım” dememi her halde yadırgamazsınız diye düşünüyorum!

 

Görüşmek üzere, Allah’a emanet olun.

 


Kutupta bir penguen de ben olsaydım!

30.03.2026 11:15:00

1165