Abdurrahman Akın

Tarih: 23.03.2021 10:27

” İş ehline verilmezse kıyamet yaklaşmış demektir”

Facebook Twitter Linked-in

Yazımda dünyadan göçtükten sonra arkalarında; “ahlaka, vicdana, dürüstlüğe, merhamete” dair söz bırakan insanların “devlet idaresinde” ehliyet ve liyakate direk veya endirekt vurgu yaptığı tespitlerine yer verecek, üzerine kendi düşüncelerimi ifade edecek ve bir kez daha sizleri düşünmeye davet edeceğim.

Yusuf Hac Hacip Kutadgu Bilig’de; “Bilgisiz başköşeyi ele geçirirse, başköşenin değeri kalmaz. Eşik ondan daha değerli olur. Eğer bilgine eşikte oturmak düşmüşse, o eşik başköşeden daha değerlidir” diyerek makamlara getirilecek insanların liyakat sahibi olmasına vurgu yapar.

Nurettin Topçu ise “İsyan Ahlakı” adlı dev eserinde; “İnsanların bir kısmının diğer kısmına köle gibi yaşaması ruhi hürriyeti ortadan kaldırıcıdır. Bir zümreyi esir, öbürünü zalim yapan eşitsizlikten kurtulmak istiyoruz. Eşitlik ahlakı bir idealdir. Eşitlik merhamet davasıdır…” tespitiyle “insanlar arasında ki eşitliğin merhamet davası olduğuna bize ifade eder.

Kızıldereli Atasözündeki vurgu ise insanların ellerine geçirdikleri gücü adaletli kullanmalarıyla ilgilidir; “Sular yükselince balıklar karıncaları yer. Sular çekilince de karıncalar balıkları yer. Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir; çünkü kimin kimi yiyeceğine “suyun akışı” karar verir.”

“Makam, mevki, rütbe, unvan bunların hepsi cekettir. Ceketi asar bir yere gideriz. Arkamızda sadece insanlığımız kalır ve öldüğümüzde sadece çıplaklığımızı götürebiliriz bu dünyadan” yakın zamanda kaybettiğimiz Doğan Cüceloğlu’nun bu muhteşem tespitine hangimiz itiraz edebiliriz ki!

“Haksızlık karşısında eğilmeyiniz. Çünkü hakkınızla beraber, şerefinizi de kaybedersiniz” ve “Bir insanı layık olmadığı yere koymak zulümdür” diyen Hz. Ali’nin bu sözleri, insanın şerefinin haksızlık karşısındaki tutum ve davranışlarıyla ölçülür olduğunu ve hak etmediği halde iltimasla bir yerlere getirmenin diğer insanlara zulüm olduğunu ifade etmektedir.

Cemil Meriç’in ifadesiyle; “saygıya layık insan kendi kafası ile düşünen ve düşüncesini haykırmadan çekinmeyendir.” Oysa bugün meydan yerinde söz söyleyenlerin çoğunluğu başkasının kafasıyla düşünen ve bile bile yanlışı savunan bir konumdadır ve bu durumda bizi üzmektedir!

“Mal cimrilerde, silah korkaklarda, karar verme yetkisi zayıflarda olursa işler bozulur” sözünü sanki bugün için söylemiş Hz. Ebubekir.

“Makamlar, mevkiler ancak Türk Milletine yararlı olabilmek içindir” tespitinin sahibi Hüseyin Nihal Atsız’ın bu sözü devlet dairelerinin girişlerine asılacak bir hakikati ifade eder.

“Adaletin olmadığı yerde ahlaktan bahsedilemez” diyen Montaigne haksız mı sizce?

Bu tespiti Nurettin Topçu’nun şu sözü ne kadarda güzel tamamlıyor; “Hakkın çiğnendiğine inanılan yerde ne ahlak kalır ne de insanlık.”

Hz. Ömer bir gece dolaşırken yaşlı bir kadının durmadan kendisine lanet savurduğunu duyarak sormuş;

“Ne oldu? Neden Ömer’e sövüyorsun?”

Kadın;

“Keçim kayboldu” diye cevap verince,

Hz. Ömer;

“Senin keçin kaybolduysa bunda Ömer’in ne suçu var?” demiş.

Karşısındakinin Halife Ömer olduğunu tanımayan kadının cevabı şöyledir;

“Ömer iyi bir adam olsaydı, şehre iyi bir vali tayin eder, o iyi vali de iyi bir inzibat amiri bulurdu. İnzibat amiri iyi olunca da bekçiler dikkatli ve uyanık olurdu, hırsızlara keçimi çalmak fırsatı vermezlerdi!”

Yaşlı kadının Halife Hz. Ömer’e karşı bu hikâyedeki serzenişi size şunu düşündürtmüyor mu?

İktidar edenlerin kişiliğinde “adam kayırma“ duygusu olmasaydı bugün sıkıntısını çektiğimiz “liyakat sahibi olmayan” insanların devlet yönetiminde söz sahibi olmaları mümkün olmazdı.

Yıllardır devlette çalışan birisi olarak şu tespitleri de rahatlıkla yapabilirim.

Sırtını güce dayayan” bir sürü liyakatsiz insanın devlet kurumlarının yönetiminde cirit attığı bir dönemi yaşıyoruz. Devlet kurumlarında yetersiz idarecilere; “yakınımdır, yakınımın yakınıdır, partilimdir, bizim cemaattandır” ” mantığı ile yetki verenlerin çok büyük vebalı vardır.

Ayrıca şu şerhi de düşmek isterim. Bütün bunlarla birlikte; çok azda olsa kendi eksikliklerini başkalarından daha iyi görüp bilen ve insana hizmeti öncelikli gören kaliteli insanların varlığına da şahit olmuyoruz değil.

Adil olmayan idarecilerin en çok korktuğu ses; hak arayan ve haksızlık karşısında susmayan insanın sesidir!

Mahkemenin “kadıya mülk olmadığını” bir gün herkes öğrenir.

Kimisi erken, kimisi geç öğrenir, ama mutlaka öğrenir!

Başkalarının gücüne inanan ve içine düştüğü yetersizliğe kılıf arayarak bütün kişiliğini birilerinin emrine sunarak “güç gösterisinde” bulunarak adaletsizliğin kaynağı olan yönetici sınıfının yaşadığı bir cemiyet de yazı yazmak, olup bitenleri sorgulamakta, gerçekten ama gerçekten çok zor bir durumdur!

Son söz sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’in(s.a.v);

Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.”

İş ehline verilmezse kıyamet yaklaşmış demektir.”

Görüşmek üzere; Allah’a emanet olun.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —