Yusuf KAMBUR


“… Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve Meryem’i güzel bir çiçek gibi özel olarak eğitip yetiştirdi. Zekeriya’yı da ondan sorumlu kıldı.” (Ali İmran: 3/36-37)
Bir kandil akşamıydı. Cami lebalep dolmuştu. Müslümanlar çoluk çocuk camiye gelmişti. Kur’an’dan bölümler okundu, tövbe istiğfar edildi ve “gecenin anlam ve önemi üzerine” cami İmam-Hatibi tarafından vaaz yapıldı. 
Otuz, otuz beş dakikalık bir konuşmanın sonunda hoca sustu bir anda. Camide tam bir sessizlik hâkim olmuştu. Hocanın susması kendi aralarında konuşanları da susturmuş, dikkatleri hocanın üzerine çekmişti. Herkes bu suskunluğun sebebini merak ediyordu. Tam bir sükûnet oluştuğunda hoca tekrar konuşmaya başladı: 
“Bu mübarek gecede bu camiyi dolduran tüm Müslüman kardeşlerime sesleniyorum: 
Kardeşlerim!
Bir Müslüman kadının bugün; en büyük, en önemli, en vazgeçilmez görevi, “kocasına ve çocuklarına sahip çıkmaktır.” Bundan daha öncelikli ve üzerinize farz olan bir ibadetiniz yoktur.
Bir Müslüman erkeğin bugün; en önemli, olmazsa olmaz görevi, “eşine ve çocuklarına sahip çıkmaktır.” Hiçbir görev bunun üzerinde değildir.
Bir Müslüman evladın bugün; en önemli, en vazgeçilmez görevi, “anne babasına sahip çıkmaktır.” Aile olmak, aile yuvasını korumak, “aile hukukunu gözetmektir.”
Unutmayın! 
Allah cc insanı insana emanet etmiştir. 
İnsanı insana zimmetlemiştir.”
Hoca bu cümleleri üzerine basa basa söylüyordu. Aile hayatı ve aile bireylerinin görev ve sorumluluklarını hatırlatıyordu. Sözü askerliğe getirdi. Askerdeki “zimmet” meselesini anlattı: 
“Askerlikte kişiye verilen devlet malının; silah, botlar, askeri elbise gibi her ne verildiyse temizliği, bakımı, korunması ve zamanı geldiğinde tam ve eksiksiz iade edilmesi tamamen sizin sorumluluğunuzdadır. Size emanet edilen bir şeyde oluşacak bir hasarın hesabı sizden sorulur.
Aynen bunun gibi “insanlar da en yakınlarına zimmet edilmiştir.” Tıpkı annesi tarafından mabedin hizmetine adanan Meryem annemizin Allah cc tarafından Zekeriya aleyhisselama emanet edilmesi gibi…
Hz. Peygamberin (sav) İfade buyurduğu şu hadisi şerif bu hakikate işaret eder: “Hepiniz çobansınız ve emriniz altındakilerden sorumlusunuz…”
Öylesine gittiğim bir kandil akşamında hocanın basit cümlelerle ancak üzerine basa basa söylediği sözler adeta beni “gaflet uykusundan uyandırmıştı.” 
Dünyanın küçük bir köy haline gelmesinin getirdiği devasa sorunlarla karşı karşıyayız. Her türlü kirliliğin insan hayatını kuşattığı, -bundan önce benzeri görülmemiş- bir karmaşa içindeyiz. 
Birçok kanaldan ortalığa yayılan, Hak ve hakikatin sesini duyulmaz hale getiren bir savrulmuşluğun içinde debelenip duruyoruz. Bu durumdan az ya da çok etkilenmeyen kimse yok gibi.
Batıla meyilli kalplerimiz” en büyük suç ortağımızdır.  hakikate tepkili, her doğruya düşman, her iyiliğe mesafeli bir duruşu içselleştirmişiz. Adeta, “Buzağı sevgisi/kendi ellerimizle oluşturduğumuz sahte ilahların sevgisi yüreğimize içirilmiş” gibidir.
Ortalığa saçılan bunca rezalet karşısında hiçbirimiz güvende değiliz. Hiçbirimizin “kurtuluşu garanti” değildir. Hiçbir konuda kimse “benim başıma gelmez” dememelidir. Bunca tedbire rağmen “ölümcül bir virüs gibi yayılan helak edici şeytan işi pislikler” Müslüman toplumun hayatını altüst etmek üzeredir. Bu bir “sosyal kıyamettir.”
Yapmamız gereken şey; “Kıyamet koparken elindeki fidanı toprakla buluşturma” çabası olmalıdır. Bize zimmet edilen, bize emanet olarak verilen ve imtihanımız kılınan sahada “sorumluluk bilinciyle/takvayla” hareket etmektir. 
Dünyayı kurtarma hevesini şimdilik bir kenara koyup tüm enerji ve gayretimizi sorumluluk alanımıza yoğunlaştırmalıyız. Sonra “eyvah para etmez.”
Şaban ayı hakkımızda hayırlara vesile olur inşallah…
 


BİRBİRİMİZE ZİMMETLİYİZ

BİRBİRİMİZE ZİMMETLİYİZ

22.01.2026 15:13:00

316