Tarih: 27.08.2019 15:07

FATMA YANGIN EKŞİOĞLU İLE ÇOCUK EDEBİYATINI KONUŞTUK

Facebook Twitter Linked-in

PAZAR-Rize-Pazarlı Eğitimci Yazar Fatma Yangın Ekşioğlu ile “Çocuk Edebiyatının dünü ve bugününü konuştuk.

- Merhaba Fatma Hanım, hoş geldiniz. Öncelikle Fatma YANGIN EKŞİOĞLU kimdir, okurlarınıza kendinizi nasıl anlatırsınız?

- Merhaba, hoş bulduk. Bildiğiniz gibi Rize-Pazar doğumluyum. İlkokul ve ortaokulu doğduğum köy Aktepe Köyü’nde, liseyi Pazar Lisesi’nde okudum. Liseyi bitirdiğim yıl 1979’da Gazi Üniversitesi Resim Öğretmenliği bölümünü kazanarak Ankara’ya gittim. 12 Eylül 1980 öncesi yaşanan karışıklıklar, siyasi olaylar, biraz da ekonomik nedenlerden ötürü üniversite eğitimimi bırakarak Milli Eğitim Bakanlığında göreve başladım. Daha sonra sırasıyla Pazar Halk Eğitim Merkezi, Ardahan İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Pazar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde görev yaptım. 2002 yılında emekli oldum.

- Yazmaya ne zaman başladınız, sizi kitap yazmaya çeken neydi?

-Soruyu, okumaya ve yazmaya diye düzelterek cevaplayayım. Okumak diyorum çünkü okumadan yazmak mümkün değil. Okumayan yazamaz. Hep verdiğim bir örnektir, okumak dolmaksa yazmak taşmaktır diye. Taşarak yazmak için önce okuyarak dolmak gerekir. Onun için yazmaya önce okumakla başladım diyebilirim. Okuma sevgisi nereden geldi önce onu anlatarak başlayayım. Altı çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu olmak benim en büyük şansımdı. Ne mutlu ki masal anlatılan bir çocuktum. Edebiyatın masalla, müziğin ninniyle başladığına inanıyorum. Evdekilerin büyüdünüz diye masal anlatmayı kestikleri bir dönemde, en küçük ablamla birbirimize kurguladığımız masalları anlatmaya başladık. Bu masallar benim hayal dünyamın ilk sözlü eserleri oldu. Daha sonra okumayı öğrendiğimde kitaplardaki o sonsuz hayal dünyasını keşfettim. Kitap okumanın güzelliğini, zevkini tadınca okumak en büyük zevkim oldu. Okudukça doldum, doldukça taştım ve yazma ihtiyacı duydum. Gerçek eserlerimi de ondan sonra verdim. Bu biraz geç oldu tabi ama çalışan bir insandım ve tüm çalışan kadınlar gibi evimi ve işimi bir arada yürüyordum. Üstelik iki çocuğu olan bir anneydim. Ancak emekli olduktan sonra yazmaya başladım.

- Neden çocuk edebiyatı? Çocuk edebiyatı bilinçli bir tercih mi? Yetişkinler için yazmayı düşündünüz mü?

- Bizim çocukluğumuzda özellikle köylerde kitap bulmak kolay değildi. Ancak okul kitaplığındaki az sayıda kitapla yetinmek zorundaydık. Onlar da klasik çeviri çocuk kitaplarıydı. Çocuk edebiyatı tüm dünyada çok geç gelişen bir edebiyat koludur. Ancak Tanzimat sonrası çok sınırlı sayıda eser verilmiştir. Çocuk kitapları çocuklar üzerinde sanıldığından daha etkilidir. Bizim kültürümüzden, bizim özümüzden olmayan kitaplar, çocuklarımızı yabancılaştırır, yabancı kültürlerin etkisinde kalırlar. Çocuk kitabı yazmak sanıldığı kadar kolay değildir. Yetişkinler her şeyi okuyabilir ama kişiliği henüz oturmamış, hayatı tanımayan çocuklar için yazmak incelik ister. Diline, konusuna, uyandıracağı duygulara dikkat etmeli, algısını geliştirecek, yaşam deneyimi ve olumlu alışkanlıklar kazandıracak konuları onların zevk duyacağı şekilde eğlenceli, hareketli yazmak gerekir. Verilmek istenen mesaj çok güzel gizlenmeli ancak öyle bir yazılmalı ki çocuk onu içselleştirerek mesajı fark etmeden almalı. Yani çocuklar için yazarak ben zoru seçmiş oldum. Diğer soruya gelirsek yetişkinler için yazmadım ama yazdığım kitapların özellikle on iki yaş üzeri okurlar için yazdığım kitaplar, yetişkinlerin de, çocukların da okuyacağı türden kitaplardır.

-Konuları nasıl buluyorsunuz ve kurguluyorsunuz?

-Bir kere hangi sanat dalıyla uğraşırsa uğraşsın bir sanatçı, iyi bir gözlemci olmalıdır. Ben de iyi bir gözlemciyim. Konularımın nerden geleceği hiç belli olmaz. İzlediğim bir haber, şahit olduğum veya duyduğum bir olay, bir anı, bir insan... yeter ki beni etkilesin. Konuyu bulmak yetmiyor tabi. Kurguyu iyi yapmak çok önemli. Yapacağım kurgunun özellikle eksiksiz olmasına dikkat ediyorum. Okuyucunun aklında soru işaretleri bırakan, sağlam geçişlerin olmadığı bir kurgu iyi bir kurgu değildir. Karakterler sağlam, dil güzel ve kurgu eksiksizse bir kitap oldu demektir. Kurguları çoğu yazar gibi ben de gece uyumadan yapıyorum.

- Türkiye’de çocuk edebiyatı sizce ne durumda? Bu konuda bir yazar olarak neler söylemek istersiniz.

-Çocuk edebiyatının tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de geç kabul gören bir edebiyat koludur demiştik. Önceleri klasik çocuk kitaplarının çevirileri yayınlanmış. Daha sonra ise yerli kitaplar yazılmıştır. Çocuk kitabı diyebileceğimiz ilk kitap Tevfik Fikret’in çocuklar için yazdığı “Şermin” adlı şiir kitabıdır. 1914 yılında yayınlanmıştır. Daha sonra arkası gelmiş, yazarlarımız çocuklar için yazmışlardır ama hâlâ bu alanda yeterli eser veriyoruz diyemem. Bir kere edebi diyebileceğimiz çocuk dergilerimiz yok denecek kadar az. Var olan çocuk dergilerinin çoğu popüler çizgi film karakterlerinin adıyla çıkan, bol bol hediye dağıtan ama içinde edebiyatın olmadığı, ya da çok az olduğu dergilerden ibaret. Çocukların sevecekleri, hem kültürümüze, hem de çağa uygun kitaplar olmalı zira artık çocuklar teknoloji ile iç içe yaşayan uzay çağının çocukları. Artık çok güzel, nitelikli kitapları yazılıyor ve yayınlanıyor diyebilirim. Çocuklarımız yeter ki okusunlar. Biz onlar için yazmaya devam ediyoruz.

- O zaman soru buradan gelsin. Çocuklarımıza kitap okuma alışkanlığı kazandırmak için ne yapılmalı, anne babalara önerileriniz nelerdir?

- İlk önerim anne babaların kitap okumaları olacaktır. Zira çocuklar anne babayı örnek alırlar. Çocuklar okumayı öğrenmeden önce onlara kendileri okusunlar. Sonra gün içinde belli bir saati kitap okuma saati olarak ayırarak televizyonu kapatıp hep beraber kitap okusunlar. Çocuklarını kütüphanelere, kitapçı dükkânlarına, kitap fuarlarına götürerek beraber kitap seçsinler. Evlerde çocukların erişebilecekleri yerlerde kitap bulundursunlar. Oturma odalarında televizyona verdikleri yer kadar kitaplığa da yer versinler. Bir de kitap okumayı yaptıkları bir yaramazlık sonrası ceza olarak vermesinler. Güzel bir davranış sonrası ödül olarak versinler ki çocuklar kitap okumayı bir ceza değil bir ödül olarak görsünler. Bunlar ilk aklıma gelenler. Tabi ki daha birçok şey yapılabilir.

- Bu güzel söyleşi için teşekkür ediyoruz Fatma Hanım.

- Çok keyif aldığım güzel bir sohbetti. Ben teşekkür ederim.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —