Siyaset cereyanlarının çok sert estiği şu zamanda, özellikle bakış açılarının İslamiyet'ten soyutlanmış bir biçimde kin, menfaat, tarafgirlik gibi dinen de arzu edilmeyen sonuçlar verdiğinden İman ve Kur’an hizmetinde olan Nur talebelerini, yoldan ve hizmetten çıkarmaya çalışan arızalara,
Bediüzzaman Said Nursi dikkat çekip, ikaz ediyor.
Herkes aynı fikir ve meşrepte olmadığı için bu cereyanların Nur Talebelerini ayrılığa düşürmemesi gerektiğini belirterek dalalet komitelerinin bu fikir ayrılığından faydalanarak bizleri perişan etmek tehlikesi ile karşı karşıya olduğumuzu söyler.
Bediüzzaman böyle zamanlarda kalp selameti isteyen bir insanın siyaseti bırakması gerektiğini söyleyerek
'Evet, bu zamanda siyaset, kalbleri ifsad eder ve asabi ruhları azap içinde bırakır. Selamet-i kalb ve istirahat-i ruh isteyen adam, siyaseti bırakmalı.' ifadelerine yer veriyor.
Bediüzzaman Hazretleri'nin Nur Taleberini şiddetli bir biçimde uyardığı Kastamonu Lahikası'nda geçen ifadeler şöyle:
Sakın, sakın, dünya cereyanları, hususan siyaset cereyanları ve bilhassa harice bakan cereyanlar sizi tefrikaya atmasın. Karşınızda ittihat etmiş dalalet fırkalarına karşı perişan etmesin. “El-hubbu fillah ve’l-buğzu fillah” (Allah için sevmek, Allah için buğz etmek - Buhari, İman: 1.) düstur-u Rahmani yerine (el-iyazü billah) “El-hubbu fi’s-siyaseti ve’l-buğzu li’s-siyaseti” (Siyaset için sevmek, siyaset için buğz etmek) düstur-u şeytani hükmedip, melek gibi bir hakikat kardeşine adavet ve elhannas gibi bir siyaset arkadaşına muhabbet ve taraftarlıkla zulmüne rıza gösterip cinayetine manen şerik eylemesin.
Evet, bu zamanda siyaset, kalbleri ifsad eder ve asabi ruhları azap içinde bırakır. Selamet-i kalb ve istirahat-i ruh isteyen adam, siyaseti bırakmalı.
Evet, şimdi küre-i arzda herkes ya kalben, ya ruhen, ya aklen, ya bedenen gelen musibetten hissedardır, azap çekiyor, perişandır. Bilhassa ehl-i dalalet ve ehl-i gaflet, rahmet-i umumiye-i İlahiyeden ve hikmet-i tamme-i Sübhaniyeden habersiz olduğundan, nev-i beşere rikkat-i cinsiye, alakadarlık cihetiyle, kendi eleminden başka nev-i beşerin şimdiki elim ve dehşetli elemleriyle dahi müteellim olup azap çekiyor. Çünkü, lüzumsuz ve malayani bir surette vazife-i hakikiyelerini ve elzem işlerini bırakıp afaki ve siyasi boğuşmalara ve kainatın hadisatına merakla dinleyerek, karışarak ruhlarını sersem ve akıllarını geveze etmişler ve bilerek kendi zararına fiilen rıza göstermek cihetinde, “Zarara razı olana şefkat edilmez” manasındaki “Er-razi bi’z-zarari la yunzeru lehu” kaide-i esasiyesiyle şefkat hakkını ve merhamet liyakatını kendilerinden selb etmişler. Onlara acınmayacak ve şefkat edilmez. Ve lüzumsuz başlarına bela getirirler.
Ben tahmin ediyorum ki, bütün küre-i arzın bu yangınında ve fırtınalarında selamet-i kalbini ve istirahat-ı ruhunu muhafaza eden ve kurtaran yalnız hakiki ehl-i iman ve ehl-i tevekkül ve rızadır. Bunların içinde de en ziyade kendini kurtaranlar, Risale-i Nur’un dairesine sadakatle girenlerdir.
Çünkü bunlar, Risale-i Nur’dan aldıkları iman-ı tahkiki derslerinin nuruyla ve gözüyle, herşeyde rahmet-i İlahiyenin izini, özünü, yüzünü görüp herşeyde kemal-i hikmetini, cemal-i adaletini müşahede ettiklerinden, kemal-i teslimiyet ve rızayla, rububiyet-i İlahiyenin icraatından olan musibetlere karşı teslimiyetle, gülerek karşılıyorlar, rıza gösteriyorlar. Ve merhamet-i İlahiyeden daha ileri şefkatlerini sürmüyorlar ki, elem ve azap çeksinler.
İşte buna binaen, değil yalnız hayat-ı uhreviyenin, belki dünyadaki hayatın dahi saadet ve lezzetini isteyenler, hadsiz tecrübeleriyle, Risale-i Nur’un imani ve Kur’ani derslerinde bulabilirler ve buluyorlar.
Risale Ajans