Başköy Orta Mahallenin “Emine Anaları”


Abdurrahman Akın

Abdurrahman Akın

Okunma 05 Haziran 2021, 10:12

Herkesin baktığı ama çok az insanın fark edip görebildiği konuları yazmak çok hoşuma gider!

Yazıda anlatacaklarım, çıplak gözle değil, ancak “kalp gözüyle görülebilen” bir konudur.

Bazı insanların hayatlarının içinde rastladığımız küçük bir detayda kocaman bir hikaye gizlidir!

Benim inandığım gerçek şudur; Dünyada olup bütün her şey “bir kader planıyla hayat bulmaktadır.”

İnsana düşen görev; bütün bu olup bitenleri anlayıp, anlamlandırmaktır.

Hepimizin hayatında, düşünebilen ve olup biteni anlamlandırabilenlerin ancak görebileceği mucize olduğuna inandığımız olaylar vardır.

Bu uzun girişten sonra, anlatmak istediğim asıl konuyu yazabilirim.

Hayatımızda, çoğu insanın tesadüf olarak gördüğü “mucizevi olaylara” bakış açımız, giriş cümlemde ifade ettiğim gibi “kader planından” neşet eden bir bakış açısı ise; işte o zaman, yazmaya çalıştığım bu insanların “hayat hikayelerini” anlamlandırmamız daha kolay olacaktır.

Hele anlatmaya çalışacağım bu insanlara; yaşattıkları ve ürettikleri açısından bakacak olursak, “şefkatli ve bir o kadar da güçlü birer anne” olduklarını görür ve her birini saygı ve sevgi duymanın mutluluğunu yaşarız.

Yazının başlığında ipucunu verdiğim üzere; sadece kendi çocuklarına değil, köyün tüm çocuklarına karşı fedekar ve sevgi dolu kalplere sahip olan Başköy Orta Mahallenin “Emine Analarını” anlatmaya gayret edeceğim.

Tesadüflerle izah edilemeyecek çapta ortak özellikleri olan “Emine Analarımız” kimlermiş ve hangi konularda benzerlikleri vardı anlatmaya çalışacağım.

Başköy Orta Mahallede bulunan her ocağa “Emine isimli bir gelin gelmiştir!”

Üstelik bu Eminelerin hepsinin bir takma ismi vardır.

Dahası bu takma isimler; onların geldikleri “köy ya da baba ocağının ismidir!”

Orta Mahallenin en ucunda ki “Kahramanın Evine” gelin gelen Emine Anamız; Cutinç Köyünden gelin geldiği için herkes ona “Cutinçli Ana” derdi.

Sonraki ev “Kalencinin Evine” gelin gelen Emine Anamız; Cutinç Köyündeki baba ocağı olan “Mardal’ın evinden dolayı” herkes ona “Mardal Ana” derdi.

Bir sonraki ev “Karayıb’un Evine” gelin gelen Emine Anamız; Uzundere Köyündeki baba ocağı olan “Miktad’ın evinden dolayı”, herkes ona “Miktad” ya da “Mine Ana” derdi.

Hemen yanında ki ev olan “Yağcının Evine” gelin gelen Emine Anamız; “Arekner Köyünden” gelin geldiği için, herkes ona “Areknerli Ana” derdi.

En sonda ki ev olan öteki “Kalencinin Evine” gelin gelen Emine Anamız; Başköy, Yukarı ki Mahalledeki baba ocağı olan “Müftünün Evinden” geldiği için herkes ona “Müftü Ana” derdi.

Yaşam üzerine merhum Ahmet Hamdi Tanpınar’ın muhteşem bir sözü vardır, der ki üstat;

“Etrafımızda olup bitenlerin şuuruna varırsak, yaşamak bizim için bir “dua” olur.”

Yazdığım bu gerçeklerden sonra bir kez daha şu tespitimi rahatlıkla yapabilirim.

Hayatta tesadüflere yer yoktur!

Olup biten, yaşadığımız her şey planlanmış ve biz yazılan o senaryoyu oynuyoruz!

Fakat bizim kültürümüzde “tevafuk “ dediğimiz bir anlayış var.

Doğru zamanda doğru insanların bir araya gelmesiyle güzel şeyler ortaya çıkıyor.

Ve bütün bunları görmeye gayret eden bir insanda kalkar “tevafuk zincirinin halkalarıdır” diye düşünür ve hayatın tam içinde olan “insan hikâyelerini” yazar.

Çünkü bende okunacak en büyük kitabin insan olduğuna inananlardanım.

Beni şu yazıyı kaleme alırken hüzünlendiren tek şey; Başköy’ün Emine Analarıyla birlikte, onların sevgili eşleri olan “amcalarımızı da kaybetmiş olmamızdır.”

Onları da anmadan geçemeyeceğim.

Birçok hikâyemizde başrolde olan; çocukluk ve gençlik yıllarımızda tanıdığımız ve her birinin hayat tecrübelerinden istifade ettiğimiz değerli insanlarımız, Emine Analarımızın eşleri şunlardı;

Kahraman Hüseyin, Kalyoncu Mustafa, Karayıp Muhammet(Akın), Yağcı Nazif ve Kalyoncu Süleyman Amcalarımızdı.

Başköy Orta Mahallenin bu güzel insanlarının Mekanları Cennet olsun.

Bu insanlar her türlü yokluğu gördüler, zorluk içerisinde yaşarken asla pes etmediler.

Hiçbir bahaneye sığınıp hayattan yılmadılar.

Bir ömür boyu ekip biçtiler, çevrelerine büyük bir özveri ile yardım ettiler.

Çocuk yetiştirdiler ve ömür boyu durup dinlenmeden ürettiler.

Eşleri gurbete gittiğinde çocuklarına anneliğin yanında “babalıkta ettiler.”

Bazen “ahırcılık yaptılar”, bazen, “aposkale(araziye çalışmaya)” gittiler.

Belleri iki büklüm vaziyette, “çimen ve odun taşıdılar.”

Yayla zamanı “yaylacı oldular.”

Düğünlerde gelinlere “yenge oldular”, “aşçı oldular.”

Cenazelerde komşularının “gözyaşlarını silenler oldular.”

Doğum yapan gelinlerin “ebeleri oldular.”

Bayramlarda köyün gençlerinin ellerinden öptükleri “büyükanneler oldular.”

Ve en önemlisi de birbirleriyle koca bir ömür boyunca, kavgasız gürültüsüz güzel geçinen komşular olup; muhteşem bir hayat hikayesinin kahramanları oldular.

Son olarak bu yazıyı bana yazdıran hakikatin şu olduğunu ifade edeyim.

Hayatımızın her hangi bir zaman diliminde, çevremizde ki insanlara karşı kayıtsız kalmamalıyız.

Bilmeliyiz ki; insan iyilikleriyle, çevresiyle ve düşündükleriyle vardır.

Onun için bu gerçeklerle hareket ederek, insanların hayatlarına birazda “kalp gözüyle” bakmayı deneyerek onların yaşamlarını okumamız gerektiğine inanıyorum.

Zira kalbimizin gözleri, vücudumuzun gözlerinden çok daha iyi görür ve hisseder.

Bir düşünürün ifade ettiği gibi; “Dünya güzel bir kitaptır; ama okumayana faydası yoktur! “

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.