Bu haber kez okundu.

Seller ve sular

Hemen her yıl bu aylarda ‘aşırı’ yağışlar meydana gelir, dereler taşar ve ölümle neticelenen felâketler yaşanır. İstatistiklere göre Karadeniz bölgesinde meydana gelen seller, 86 yılda 655 kişinin ölümüne sebep olmuş.

Hafta başında (23-24 Ağustos 2015) da “Allah beterinden saklasın” diye duâ ettiğimiz bir sel felâketi yaşandı. Bu defa Hopa başta olmak üzere Artvin ve Rize’nin bazı ilçeleri selden zarar gördü. 8 ölü, 3 de kayıp var. Bu vesile ile vefat edenlere Allah’tan rahmet ve yakınlarına da sabır diliyoruz.

Türkiye’de gündemi en çok meşgul eden felâket ‘deprem’ olduğu için, Rize başta olmak üzere Karadeniz illerinde yaşayanlar kendilerinin tehlikeden uzak olduklarını düşünürler. Çünkü Karadeniz’de deprem ihtimali zayıf. Karadeniz’in ‘deprem’i de yağmur, dere taşkınları ve sellerdir.

Felâketlerin her zaman ve her yerde meydana gelme ihtimali vardır. Başta idareciler olmak üzere hepimize düşen görev, gerekli olan tedbirleri almaktır. Rize ve Karadeniz illerini mağdur eden sellere karşı gerekli ‘tedbir’lerin çok önceden alındığını söylemek mümkün değildir. Bu ihmalin çok sebebi var, biri de Türkiye’yi idare edenlerin ‘biz herşeyin iyisini biliriz’ anlayışıdır. Milletten gelen itiraz ve ikazlara kulak verilmiyor. Elbette ‘tedbir’ler alındıktan sonra da bu ve benzeri felâketler yaşanabilir, ancak o zaman “Biz gerekli tedbirleri aldık, takdir bu imiş” demek mümkün olur. Tedbir alma noktasındaki ihmallerimizi sorgulamak durumundayız.

Yaşanan bu felâketten bir hafta önce (16 Ağustos 2015) bu ölçüde olmasa da yine dere taşkınları yaşanmıştı. Meselâ, Çayeli, Senoz Vadisinde bazı dereler yağan yağmurlar sebebiyle taşmış ve bazı köy yolları ulaşıma kapanmıştı. O tarihlerde bölgedeydik ve ‘mini felâket’i görmüştük. Bir gün sonra yollar açılmış, ancak ‘kalıcı tedbir’ yine alınmamıştı. Yolları açmaya gelen ‘kepçe’ menfezleri açmadan küçük dereleri menfezlerin üzeriden akıtmıştı. Bir hafta sonra yaşanan yeni afet, taşan derelerin tamamen yollara düşmesine sebep olmuş ve maddî zarar birden bine çıkmış. Şunu da ifade etmekte fayda var ki, 5 yıl önce de benzer bir afet yaşanmış ve o gün dikkat çeken ihmaller bugüne kadar bertaraf edilmemiştir. Köyümüzdeki dereler üzerine yapılan ‘menfez’ler daha yapılırken garip karşılanmıştı. Büyüklerimiz, “Bu menfezler bu dereleri taşımaz, felâket olur” diye ‘mühendis’leri ikaz etmiş, ama onlar “Biz bu işi biliriz, siz çay toplamaya devam edin” demişlerdi. [Merak edenler için ayrıntı: Senoz Vadisi, Ormancık-Başköy yol ayrımına çıkmadan önceki menfez.] Son yağmurlarda dere bu noktadan tamamen yola düşmüş ve yolu söküp götürmüş.

İşleri en baştan ‘iyi’ yapmış olsak hem devlet hem de millet kazanacak. Her yağışta, her selde bozulan yolların devlete maliyetini hesaplayan var mı? En başta bu işler doğru yapılsa, menfezler, köprüler, yol kenarları ‘olması gerektiği gibi’ yapılsa devlet büyük bir israftan kurtulmaz mı?

Önemli bir nokta daha var: Medya bu hadiseler karşısında sınıfta kalıyor. 24 Ağustos’ta Rize’de, Artvin’de sel felâketi yaşanırken medya kulak asmadı. Bir yandan eşimizden, dostumuzdan duyduğumuz haberlere, ‘sanal âlem’de paylaşılan fotoğraflara bakıyorduk, bir yandan da ‘canlı yayın’ yapan TV’lere... Hadiseyi duymaları ve duyurmaları saatler sonra mümkün oldu.

Medya âleminde meşhur olan bir tesbit tekrar yaşandı: “Medya nezdinde [eskiden] Cağaloğlu’na, [şimdilerde] İkitelli’ye, İstanbul’a kar yağmadan Türkiye’ye kış gelmiş olmaz. Anadolu felâket içinde yaşar haber olmaz, İstanbul’da bir ‘boru’ patlasa manşet olur.”

Maalesef, bu da Türkiye’nin bir gerçeği... 
Faruk Çakır(Yeni Asya Gazetesi)




Anahtar Kelimeler:
KARADENİZSelFARUK ÇAKIR
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.