Türküler, yüreğimizdeki duyguların ezgilerle dışavurumudur. Sevinçlerimiz, mutluluklarımız, acılarımız vardır hepimizin… Söyleyemediğimiz sözlerimiz, anlatamadığımız duygularımız vardır derinlerimizde… Acımızı, aşkımızı, derdimizi, efkârımızı türkülerle dışa vurmuşuz.
            Anadolu insanı tüm bu hislerini türkülerinde dillendirmiştir, duygularını sağanak halinde türkülerle yağdırmıştır.
            Memleketin başı karlı dağlarından, yemyeşil ovalarından, bağlarından, coşkun akan deresinden, engin denizinden, bozkırından, insanlarımızın bağrından kopmuş türkülerimiz… Onun için buram buram Anadolu kokar… Her yönüyle Anadolu’nun kendisidir…
             Bize özgü, Türk’e özgü bir söyleyiştir bu. Onun için adı Türkü olmuştur.
            Beşikten mezara kadar hislerimizi türkülerle anlatmış, dile getirmiş; türkülerde dinlemiş ve duygulanmışız. Hamurumuz türkülerle yoğrulmuştur.           O güzel ezgiler sesimiz, nefesimiz, tesellimiz olmuştur. Sahile vuran dalgalar, sılaya uzanan hasret dolu yoldur türküler, dert ortağı, ana kucağı, yar koynudur …
            Annelerimizin sevgi, şefkat dolu, tatlı ve yumuşacık seslerinden dinlediğimiz ninniler de birer türkü değil mi? Uykunun tatlı kollarına o güzel ezgilerin eşliğinde dalmadık mı?  
            “Bebeğin beşiği çamdan
            Yuvarlandı düştü damdan
            Beybabası gelir Şam'dan
            Nenni nenni, nenni bebek oy.”
            Ninnilerle büyüttüğü evlâdını askere gönderen anneler, hasretini, isyanını yine türkülerde dile getirmiş, çare aramış.
            “Eledim eledim höllük eledim,
            Aynalı beşikte canan bebek beledim.
            Büyüttüm besledim asker eyledim,
            Gitti de gelmedi buna ne çare,
            Yandı ciğerim de buna ne çare.”
            Kimselere söyleyemediği sevdalarını, gizli aşklarını, yürek ateşlerini türkülerde dillendirmiş;
            “Bahçada yeşil çınar
            Boyun boyuma uyar
            Ben seni gizli sevdim
            Bilmedim âlem duyar” demiş.
             “Gurbet yolu gariplerin yoludur.
            Gönlüm yara kalbim hicran doludur.
            Ayrı düştüm kara gözlü yârimden
            Gönlüm yara içim hicran doludur”
 
            Diyerek, buram buram ayrılık kokan, hasret kokan gurbet türküleri söylemiş; Yüreğini kor gibi yakan ateşi, gurbetin kahrını,  acısını, ezikliğini türkülere dökmüştür.
 
             “Bu hale gelmeme sen sebep oldun
            Yağmur musun tufan mısın sel misin?
            Kötü günlerimi bir fırsat bildin
            Düşman mısın dost mu bilmem el misin?”
            Sözleriyle sitem ederek, sevgiliden şikâyetlerini türkülerle dile getirmiş;
            Sevdiğinin karakaşına, ela gözüne, selvi boyuna, sırma saçına, yüzündeki benine türküler söylemiş;
           
            “Karadır kaşların ferman yazdırır,
            Bu aşk beni diyar diyar gezdirir” demiş,
 
            “Karakaşlar kara gözler sende var
            Yorulmadık deli gönül bende var
            Yedi yıldır derde derman aradım
            Demedin ki derde derman bende var” demiş,
 
            “Değmen benim gamlı yaslı gönlüme
            Ben bir selvi boylu yardan ayrıldım” demiş,
 
            “Dane dane benleri var yüzünde
            Can alıcı bakışları gözünde” demiş.
 
            Evlenirken de uzak ellere gelin gitmenin üzüntüsünü türkülerle dile getirmiş;
 
            “Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar,
            Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler

            Annesinin bir tanesini hor görmesinler” dizeleriyle duygularını türküleştirmişler.
 
            Anadolu insanı hayatın her anını, ömrünün her çağını türkülerde işlediği gibi ölüm acısını bile türkülerde dile getirir;
 
            “Ölüm ardıma da düşüp yorulma 
             Var git ölüm bir zaman da gene gel 
             Akıbet alırsın koymazsın beni 
             Var git ölüm bir zaman da gene gel” 
 
            Anadolu insanı içindeki duyguları sağanaklar halinde türkülerle yağdırmış, dile getirmiş, ifade etmiştir. Bu yüzden türkülerimizde hayatın her rengi vardır. Aşk, ölüm, ayrılık, vuslat, gurbet, sıla, acı, sevinç…
 
            Türkülerimiz o kadar güzel, o kadar duygu dolu ki, Ünlü şairimiz Bedri Rahmi EYÜBOĞLU’na bir şiirinde;
 
            “Ne zaman bir köy türküsü duysam
            Şairliğimden utanırım”  dedirtecek kadar.

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
pazarlı 3 yıl önce

hoş geldiniz bilgilerinizde istifade edeceğiz

Avatar
ali 3 yıl önce

güzel yazı

Avatar
ALİ GÜNAY 3 yıl önce

tebri̇k ederi̇m Fatma hanim

Avatar
VEYSEL ATACAN 3 yıl önce

bir ülkenin kalkınması ileri gitmesi eğitimli kadrolara sahip olmayla mümkündür. bunun için ülkede öncelikle kadınlarımızın eğitimli ve donanımlı olması gerekir ki onların yetiştirdiği çocuklar okuyan düşünen aklını kullanan öz-güvenli olan özgür bireyler olsun okuduğunu söyleneni sorgulasın tüm ülkemin kadılarının sizler gibi sağlıklı düşüncede olması dileğiyle elinize sağlık.