Uyuşturucu, alkol, sigara ve düşündürdükleri

Bizim vazifemiz tebliğdi, diyordum.

Uyuşturucu, alkol, sigara ve düşündürdükleri
22 Ağustos 2013 Perşembe 08:17




“Büyük başları gaflet içinde görüyorum” Bediüzzaman

Gencecik bir kız çocuğuydu. Yüksek sesle hıçkırarak ağlıyordu, dayanamayıp yerde sürüklenmeye başlamıştı. Çevrede bulunanlar, bakakalmışlardı haline, zavallı genç kızın bu perişan görünümlü hali karşısında yanına vardık.
Soruverdik neden, diye etraftakilere? Sebebi belliydi.
Aldığı uyuşturucu sonucu dünyasından vazgeçmişe benziyordu. Ahirette ne olacaktı hali, onu bilmiyorduk. Acıdık, hem de üzülerek.
Neden böyle oluyor, diye sorduk kendi kendimize... Gördüğüm bu perişan vaziyeti, eğitimci ve okul müdürleri toplantısında öğretmenlerle paylaştık.
Bir de yazı yazdık; uyuşturucu, alkol ve sigara zararları hakkında. Çeşitli kaynaklardan yararlanarak yazdığım uzunca yazıyı okullara göndermiştim.
Gördüğümüz acı hale çare olacak mıydı, bilmiyordum. Bizim vazifemiz tebliğdi, diyordum. Günümüz cemiyeti içinde mevcut problemlerden biri olan duruma çözüm neydi?
Çağımızın manevî problemlerine çözümleri eserlerinde izhar eden Bediüzzaman’ın, gençlere ve topluma hitaben kaleme aldığı hakikatleri düşündüm. Bediüzzaman, ıztırabını dile getirdiği bir yazısında şunları ifade ediyordu: “(Câzibedâr bir fitne içinde bulunan ve daha aklını kaybetmeyen Bâzı gençlerle bir muhaveredir.)
Bir kısım gençler tarafından şimdiki aldatıcı ve câzibedâr lehviyat ve hevesâtın hücumları karşısında ‘Âhiretimizi ne sûretle kurtaracağız’ diye, Risale-i Nur’dan meded istediler. Ben de Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsi nâmına onlara dedim ki: Kabir var, hiç kimse inkâr edemez. Herkes ister istemez oraya girecek. Ve oraya girmek için de üç tarzda ‘Üç Yol’dan başka yol yok.
Birinci yol: O kabir, ehl-i îmân için bu dünyadan daha güzel bir âlemin kapısıdır.
İkinci yol: Âhireti tasdik eden, fakat sefahet ve dalâlette gidenlere, bir haps-i ebedî ve bütün dostlarından bir tecrid içinde bir haps-i münferid, yalnız başına bir hapis kapısıdır. Öyle gördüğü ve îtikad ettiği ve inandığı gibi hareket etmediği için öyle muamele görecek.
Üçüncü yol: Âhirete inanmayan ehl-i inkâr ve dalâlet için bir idam-ı ebedî kapısı... Yâni: Hem kendisini, hem bütün sevdiklerini îdam edecek bir darağacıdır. Öyle bildiği için, cezası olarak aynını görecek. Bu iki şık bedihîdir, delil istemiyor, göz ile görünür. Mâdem ecel gizlidir; her vakit ölüm, başını kesmek için gelebiliyor ve genç ihtiyar farkı yoktur. Elbette daima gözü önünde öyle büyük dehşetli bir mes’ele karşısında bîçare insan; o îdam-ı ebedî, o dipsiz, nihayetsiz haps-i münferidden kurtulmak çaresini aramak ve kabir kapısını bir âlem-i bâkîye, bir saadet-i ebediyyeye ve âlem-i nura açılan bir kapıya kendi hakkında çevirmek hâdisesi; o insanın dünya kadar büyük bir mes’elesidir. (...) (Sözler)”
Günümüz toplum hayatında cereyan eden olumsuzlukları dile getiren Bediüzzaman, gençleri günahlardan ve zararlı alışkanlıklardan kurtarmaya yönelik çare olacak tesbitleri, Eskişehir zindanlarında hapse mahkûm edildiği bir zamanda yazmıştı... Şöyle diyordu.
“Eskişehir Hapsinin penceresinden...”
“Bir zaman, Eskişehir Hapishanesinin penceresinde bir Cumhuriyet Bayramında oturmuştum. Karşısındaki lise mektebinin büyük kızları, onun avlusunda gülerek raksediyorlardı. Birden manevî bir sinema ile elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü. Ve gördüm ki: O elli-altmış kızlardan ve talebelerden kırk-ellisi kabirde toprak oluyorlar, azab çekiyorlar. Ve on tanesi, yetmiş-seksen yaşında çirkinleşmiş, gençliğinde iffetini muhafaza etmediğinden sevmek beklediği nazarlardan nefret görüyorlar.. kat’î müşahede ettim. Onların o acınacak hallerine ağladım. Hapishanedeki bir kısım arkadaşlar ağladığımı işittiler. Geldiler, sordular. Ben dedim: Şimdi beni kendi halime bırakınız, gidiniz.
Evet gördüğüm hakikattır, hayal değil. Nasılki bu yaz ve güzün âhiri kıştır. Öyle de, gençlik yazı ve ihtiyarlık güzünün arkası kabir ve berzah kışıdır. Geçmiş zamanın elli sene evvelki hâdisatı sinema ile hal-i hazırda gösterildiği gibi, gelecek zamanın elli sene sonraki istikbal hâdisatını gösteren bir sinema bulunsa, ehl-i dalâlet ve sefahetin elli-altmış sene sonraki vaziyetleri onlara gösterilse idi, şimdiki güldüklerine ve gayr-ı meşrû’ keyiflerine nefretler ve teellümlerle ağlayacaklardı.” (Şuâlar, 11. Şuâ)
Şimdi düşünüyoruz; gençleri ve toplumu uyuşturucu, alkol, başıbozukluk, serserilik ve bütün zararlı alışkanlıklardan kurtarma adına ne gibi çözümler öne sürülerek fiiliyata geçiriliyor? Devlete hakim antidemokratik bir zihniyetin eseri olan kokuşmuş bir eğitim sistemiyle, ne gibi çareler izhar ediliyor ve açılan yaralara derman mahiyetine sahipler mi?
Bir milletin ve fertlerinin zararlı alışkanlıklara maruz kaldığını ve mevcut sistem içinde daha da vahim hale geleceğini, yıllar öncesi ifade ederek çözüm yollarını gösteren Bediüzzaman’a ve eserlerine ciddî manada ne zaman sahip çıkılacaktır?
Dert ortada, derman da ortadadır. Bediüzzaman’a kulak tıkamakla daha nereye kadar gidilecek?

Mesuliyet makamında olanlar, ne dersiniz?   

Mustafa Öztürkçü-Yeni Asya Gazetesi

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.