Bu haber kez okundu.

Bugün son günümüz olsaydı...

Yazar,Merhum Selim Gündüzalp 

Soralım bakalım nefsimize, ne cevap verecek.
Nefis murakabe ve muhasebeden hoşlanmasa da durum bu..
Her gün son gün olabilir, Bir hesap edelim.
Kim ne kadar yaşamış? Var mı 150 ya da 200 yaşını aşan?
Ne yaparsan yap, sonunda o gün gelecek.
Uzak da olsa yakın da olsa gelecek.
O gün şaşmaz, yazılıdır kaderinde.
Yaşadığımız kadar yaşamayacağımız bir gerçek.
İpe un serip boş vermek yok elbet. Ne yapılması gerekiyorsa onu yani, öncelikli olanı öne almak gerek.
Kırk yıl - elli yıl yaşadım demek.. Kırk yıl - elli yıl kabre yaklaştım demek..
Doğduğumuz gün başladı ebedî âleme yolculuğumuz..
Daha da öncesi ruhlar âleminden.. Haydi o zaman bir silkinip şöyle..
Dalalım ‘hu’ deyip, rahmet denizine.. Bakalım neler var..
Neler bekliyor bu kapıda bizi.. Öncelikle iki şey..
Muhabbet ve rıza....
Evet muhabbet; şu kâinatın özüdür, rabıtasıdır, mayasıdır.
Ne varsa gözümüzün gördüğü hepsi, ama hepsi, ilgimizi çekecek ve sevecek kadar güzeldir. Niye böyledir diye merak ettiniz mi hiç? Evet..
Rahmetim gadabımı geçti sırrının bir tecellisi ve yansımasıdır bu.
Rahmetin öne çıktığı ve baskın olduğu şu kâinata, bir de bu gözle baksak.. Ne kadar güzel olacak... Kalbimiz sürur ve sevinçle dolacak.
...
Gökyüzünü; güneşler, aylar ve yıldızlarla donatmış, ışıl ışıl yapmış.
Yeryüzünü çiçeklerle süslemiş Rabbimiz.
Kuşlarla, kelebeklerle, renklerle, seslerle şenlendirmiş. Issız bir dünyada yapayalınız kalmayalım diye..
Görelim, bilelim, sevelim bu güzellikleri diye, müşahede edip, soralım bunları böyle yapan kim diye...
Hayret ve muhabbet edelim.
Yaradanımıza rağbet ve muhabbetimiz artsın diye, yaratılan herşey..
Vücudumuza ve ruhumuza da, onu arayacak, bulacak ve anlatacak cihazlar ve aletler vermiş.
Güzelliğin bütün derecelerini seyredip; maşallah, barekallah diyebilmemiz için.
Göz vermiş. Bazılarını çift vermiş. Birinde bir arıza çıkarsa diğerini kullanalım diye.. Ondan bilelim diye bu nimetleri akıl vermiş, ilim vermiş, vicdan ve kalb vermiş.
Şu zenginliğe bir bakın şu fakir insandaki..
Koca kâinat onun için çalışıyor adeta. Güneş onun emrinde.
Göz verilmeden evvel, gözün gıdası olan ışık yaratılmış..
Kulak verilmeden evvel sesler var.. Neyi görüp neyi görmeyeceğimiz, neyi işitip neyi işitmeyeceğimiz.. Hepsinin tedbiri inceden inceye ve önceden alınmış.. Ah ki ah..
Hep maddiyat içinde çırpınıp dururken sahip olduğumuz ve her biri dünya kadar kıymetli bu cihazlardan ve organlardan haberimiz yok neredeyse..
Başka işler peşindeyiz.. Günlük telâşlar içindeyiz..
Yazık ediyoruz ömrümüze, faydasız ve boşa geçiriyoruz onu..
Yeniden düşünmek ve hayata dönmek zamanıdır..
...
Renksiz ve tatsız olsaydı meyveler yine olurdu, ama ne işe yarardı, sadece ihtiyacımızı görmekten başka.
Oysa asıl amaç başka, öyle güzel onları süslendirip karşımıza çıkarıyor ki Yaradan, bize şu dersi veriyor:
Bunları böyle yapan, size burada böyle merhamet eden bir zat, elbette ahirette de misli ve benzeri görülmemiş nimetleri, o ebedî saadet diyarında verecek ve önünüze serecektir.
Aysız ve yıldızsız da olurdu gökyüzü, ama varın siz bir düşünün bakalım simsiyah bir dünya semasının halini.. Kuşlar sessiz de olurdu, ama eksik olurdu bir güzellik..
Evet, o sesler; bülbülün şakımasından arının vızıltısına kadar bütün o sesler Rahman’ın bize armağanıdır..
Dünyamıza kattığı dost sesler ve zikirlerdir. Çiçeksiz bir bahar yine olurdu, ama şimdiki kadar güzel olmazdı değil mi?
Evet, bir kuşun, bir kelebeğin kanadından, bir çiçeğin narin ve nazik yapısından ve açılışından, bir ağacın yaprak, çiçek ve meyve vermesine kadar hepsi müstesna şeyler.
Odundan meyve çıkar mı? Çıkarıyor işte Allah...
Meyveler ağacın içinde ise, beklemeyelim bir yıl, koparalım ağacın bir dalını arayalım bakalım o meyve nerede?
Hiçbir yerde... Yok ki, bulamazsın...
Rahman olan Allah, ağacı ve toprağı adeta bir perde, bir servis penceresi yapmış ve nimetlerini onların elleriyle gönderiyor bize.
Düşünün, görün ve Rabbinize şükredin diyor herşey..
Arı bilse yaptığı balın değerini, oturur kendi yer.
İnek, koyun bilse yaptığı sütün değerini, oturur kendi içer.
Yavrusuna veriyor ya.. Niye bize versin? Demek onların işi, düşünüşü değil bunlar. Rabbimizin armağını bunlar.
Yaradanın bize gönderdiği bu mektuplardaki imzayı okumak gerekirken, onu değiştirmeye kalkmak.. Tabiat, doğa demek; ayıp, günah değil mi? Devamlı değişen, gece ve gündüz manzarasından,
Bir bebeğin, bir çiçeğin tebessümünden tutun da kâinatta ne varsa hepsi rahmetin birer tezahürüdür..
Rabbimizin binbir güzel isminin tecellisi ve yansımasıdır.
Bu dünyayı insana ve onun ihtiyacına göre tanzim etmek ve herşeyi en güzel şekilde onun önüne koymak, istifadesine sunmak.
Bize karşı gösterilen, bütün bu yüksek iltifatlara karşı, bizim de o sonsuz Rahman olan Rabbimize muhabbetimizi göstermemiz ve arttırmamız gerekir.
Onun rızasını ve hoşnutluğunu kazanmak için çabalamalıyız.
Bir acı kahvenin kırk yıl hatırı olursa, insan olarak yaratılmış olmanın hatırı ve karşılığı ne olmalı acaba? Bunu hep beraber düşünelim inşaallah.
Bu dünya biz olmasak da olurdu, ama olan bize olurdu.
Bunca güzellikten ve nimetten haberimiz olmazdı.
Bize yazık olurdu. Yaratılmayabilirdik de.
Dünyaya geliş ve gönderiliş gayesini unutmadan ileri ve ebedî hedeflere doğru yürüyelim inşaallah.
Rabbimizin rızasını ve hoşnutluğunu kazanmak için gayret sarf etmenin tam sırasıdır.
Bizi bekliyor bu bahar ve bu bahardaki sayısız hediyeler..
Bir teşekkür de olsun etmeyecek miyiz Rabbimize?
Sonsuz şükürler ve hamdüsenalar ile...
Tefekkür de bir teşekkür ve şükürdür..
Ne diyordu Necip Fazıl Kısakürek:
Sevdalın şu dağı del dese koşar delersin.
İş Allah’a geldi mi gücün yok sendelersin.

Haydi o zaman Yaradanımızın gönderdiği bahar hediyeleriyle onu tanımaya ve eserlerini görerek muhabbetine ve rızasını kazanmaya doğru yol alalım.
Bu bahar ilk bahar değil, belki de göreceğimiz son baharımız olabilir.. Kaçırmayalım... Az bir amel ile ve az zamanda onun muhabbet ve rızasını ebedî olarak kazanabiliriz.
Bu fırsat her zaman ele geçmez.. Haydi bismillah ile, haydi aşk ile, muhabbet ile... İnsan kendini seveni sevip de yaratanı sevmez mi Allah aşkına?
Kaçmaz bu fırsat..
Belki bizim için bir bahar daha yok.. Ol bir bahara kim öle, kim kala sağ? Kim çıka ol bir bahara?
Haydin dostlar sergilenen sayısız güzel tabloları hayranlıkla seyretmeye ve görmeye...
Kafa gözü yetmez bu iş için, kalb gözümüzü de yanımıza alarak haydi bakalım, bismillah ile düşelim yollara... Çıkalım güzel bir niyet ile kırlara... Bak çiçek açmış her bir ağaç “gel yanıma” diyor. “Oku üzerimde yazılı olan çiçek mektuplarını” diyor.
“Bu mektup sana” diyor, “ey insan sana”...
Sözüm Hasan’a. Ha Hasan’a, ha sana. Biraz olsun anlasana..
Kuşlar bile dâveti almışlar. Cıvıl cıvıl söyleşip duruyorlar.
Biz nerdeyiz? Dünya bülbülü, güzel insan sen nerdesin?
Nağmelerini şakı da bir görelim.. Yakışır... Nerdesin?
Çoğu sana ait olmayan fuzuli meşgaleler içindesin yine değil mi?
Evine, bedenine gösterdiğin titizliğin binde birini olsun kalbine de göster ki, manevî gıdasızlıktan ölmesin. Midemizin ihtiyacını karşılamak uğruna ne fedakârlıklar yapıyoruz... Bu bahar, şu sıralar kalb ve ruhumuzu da doyurmanın tam sırasıdır.
Kalbimiz gıdasını arıyor, istiyor ve bekliyor.
İçten yükselen o ahlar ve oflar neyin nesi zannediyorsunuz?
Hepsi kalbten yükselen sinyaller... “ Gıdamı ver, Rabbimin adını an, beni rahatlat, bana ibadet ver.” Bana şükür ve tefekkür kapılarını aç, rahat edeyim, nefes alayım” diyor.. Kalbimiz sesleniyor...
Heyy!!! Orada biri var mı? Duyan var mı?
Kuyuya düşen, çıkmak için çabalar.. Kalbimiz kuyularda, daha da beteri uykularda.. Çekip çıkaralım bir nefes aldıralım ona.
Unutmayalım.. Kalbin hedefi dünya olsaydı tatmini olurdu ve kolaydı.
Benzini bitmiş arabanın camlarını silmekle hareket ettiremezsiniz.
Doldur depoyu ki, yol alsın.. Yürüsün gitsin.
Kalbimiz de öyle, gıdasını ver ki, rahat etsin, doyur ki, mutmain olsun..
Onun gıdası belli.
Kalb, sahibini istiyor, onun adını anmakla huzur buluyor.

Onun eserlerini görüp, okuyup sevmekle tatmin oluyor.
Başka gayeler kalbi hedefinden saptırıyor.
Göz ışık istediği gibi, kalb de sevgi ve muhabbet istiyor.
Bu sevgiyi kalbine koyanı bilmek ve tanımak istiyor.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ramazan bal 2 gün önce

Güzel üstü bir yazı