Bediüüzaman'ın annesi Nuriye Hanım

Bediüzzaman'ın annesi Nuriye hanım

Bediüüzaman'ın annesi Nuriye Hanım
Abdullah Uzun
Abdullah Uzun
13 Eylül 2014 Cumartesi 16:30

Bediüzzaman’ın Validesi NURİYE ANA romanının yazarı Hülya Yakut: “Ben ‘Üstadımın ailesini, annesini yazmalıyım’ diye yemin ettim”
“Bir kişinin imanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım” diyebilen bir evlâdın annesi de hasret cehenneminde yanmaya razı gelmiş bir anadır. Bunun için o biz annelere harika bir örnektir.

Hülya Hanım, bu röportaja başlarken klâsik röpotaj sorusu olan “ bize kendinizi tanıtır mısınız” şeklinde bir sual ile başlamak istemiyorum. Çünkü Yeni Asya okuyucuları Hülya Üstündağ’ı uzun yıllardan beri şiirleri ve yazıları ile tanıyorlar. Daha sonra soyadınıza “Yakut” ismi eklenmesi ile “Hülya Yakut Üstündağ” şeklinde Yeni Asya okuyucularının hafızalarında yer aldınız.

Bildiğiniz gibi, İslâmî camiada yazar ve şair az yetişiyor. Siz de bu azlardan birisi olarak yıllardan beri bu camia içinde şiir ve yazılarınızla hizmet ediyorsunuz.
Bir hanım olarak bu camia içinde şair ve yazar olmak, özellikle Nur Talebelerine hitap etmek nasıl bir duygu?

Evet, “şair “ve “yazar” olmak kolay değil. Ama bir hanım olarak bu biraz daha zor galiba. Ya da genelleştirmeyeyim. Benim için zor diyeyim. Bir anne, eş ve ev hanımı olmam dolayısıyla zamanımı istediğim gibi ve istediğim vakitte kullanmamı engelliyor.
Herkes şiir veya yazı yazabilir. İslâmî camianın güçlü yazar ve şairleri var. Üstadların yolunda yürüyen biri olduğumu söyleyebilirim ancak. Yine de bu güzel ifadeleriniz için teşekkür ediyorum. Malûm,”Marifet iltifata tabidir” sırrınca inşallah bu iltifatınız benim için şevke medar olur.
Bir hanım olarak şiir yazmak, yazarlık yapmak ayrıcalıklı bir durum diye düşünenlerdenim. Kadının toplumda yerinin olmadığı cahiliye algısının (az da olsa) dünden bugüne hâlâ devam ettiğini esefle ve acıyla müşahade ediyorum. Kimi zaman duygularım inciniyor. Üstü kapalı bile olsa “hanım işte” ayrımcılığını hissediyorum. Buna rağmen devam etmek –edebilmek- te zorlandığım çok oldu.
İslâmî ölçülerin dışına çıkmamak kaydıyla bu camiada yazıyor olmanın manevî tatminini kendime saklayarak şunu diyebilirim: Üstadımın “hemşirelerim” dediği,”şefkât kahramanı” olarak iltifat buyurdukları arasında olmak duygusu her türlü payenin üzerindedir. Aslolan hizmettir. Kalemle, kelâmla, hitabetle, ilimle… Tebliğ için, iman hizmeti için herkes kabiliyetine ve fıtratına göre bir alan seçer ve seçmelidir. Ben de yazmak alanını seçtim. Rahmetli Mehmed Emin Birinci Ağabeyin bana “Yazıcı” demesini bir görev bildim belki de…


Biz sizi önce şair olarak tanıdık. Yeni Asya’nın eski sayılarında bazen sizin güzel şiirlerinizle karşılaşıyor ve zevkle okuyoruz. Nesir yazmaya başladıktan sonra şiir yazmayı ihmal mi ettiniz? Deneme, roman ve oratoryo tarzında eserleriniz var, fakat bir şiir kitabınız olduğunu hatırlamıyoruz. Şiirlerinizi neden kitaplaştırmadınız?

Şiir yazmayı ihmal etmedim aslında. Belki seyrekleşti. Malûmunuz bestelenmiş, ödül almış şiirlerim var. Oratoryo çalışmam da bir manâda şiirdir denilebilir. Belki şiirlerimi değerlendirecek ortam bulamamış olabilirim. Şiirlerimi kitaplaştırma konusuna gelince: Aslında Oratoryo yarışmasında dereceye girince karşılığında bir şiir kitabı basma teklifi gazetemizce yapılmıştı. Biraz benim ihmalim, biraz da o günün şartları gereği bu gerçekleşmedi. Fakat bu sorunuza ben karşı bir teklif yapsam ve desem ki, Abdil Yıldırım ve gazetemizde şiirlerini zevkle okuduğumuz diğer şair arkadaşlarla beraber bir “Şiir Antolojisi” çalışması yapsak. Elifler omuz omuza verip, şiirlerimizi tek kitapta toplasak nasıl olur? Hatta isim annesi bile olmayı düşünebilirim.

Bu teklifinizi yetkili kurullarımızda değerlendirelim inşaallah.
Müsaadenizle Nuriye Ana Romanına gelelim. Üstad Hazretleri hakkında pek çok yazılar yazıldı, bir çok eserler neşredildi. Kardeşi Abdülmecit Efendi hakkında da kitap yazıldı. Ama asrın Müceddidini yetiştiren anne ve baba hakkında fazla bir malûmata rastlamıyoruz. Siz böyle bir boşluğu fark ettiğiniz için mi böyle bir çalışmaya yöneldiniz?

Evet gelelim…
Aslında böyle bir boşluğun farkında olduğum için değil, haksız bulduğum bir eleştiri neticesinde bu kitabı yazmaya karar verdim. Bir hanım toplantısında biri “Bediüzzaman galiba ailesinden kopuk biriydi” demişti. Annesi nasıl kıyıp da onu o yaşta yollayabilmiş? Ben asla dayanamam demişti. Bunu destekleyen birkaç görüş daha oldu. İşte o zaman karar verdim. “Ben Üstadımın ailesini, annesini yazmalıyım” diye yemin ettim. Bu suçlama Üstadıma yapılmış yüzlerce suçlama kadar ağırdı ve haksızdı. Annesinin vefatıyla sarsılan, her daim memleketini özleyen ve yâd eden, ağaçtan düşen bir yaprakta çocukluğuna giden, annesinin telkin ve derslerinin izlerini dile getiren, izzet ve azamet dersi aldığı babasını unutmayan Üstadım namına onun annesini ve ailesini yazmalıydım. Hem de bu benim kalemimin zekâtı olmalıydı.
Küçücük yavrusunu ilim için, Kur’ân ve iman eğitimi için gurbetlere yollayan bir anayı, Nuriye Hanım’ı yazmak benim boynumun borcu olmalıydı. Ben de onbir yaşındaki oğlumu yaşadığımız ilden başka bir ile eğitim amaçlı yollamıştım. Her hafta eve gelmesine rağmen, yaşadığım hasretliği, uykusuz geceleri bir ben bilirim. Niçin? Dünya hayatında güya rahat etsin, iyi bir eğitim alsın, çevredeki kötü alışkanlıklardan etkilenmesin, inançlı biri olarak yetişsin diye.
Nuriye Hanım, oğlundaki fevkalâde halleri sezen, gören bir annedir. Anlamıştır ki canı, ciğerparesi, yavrusu bir zaman emanetidir. Küçük Said hem hekim-i zamandır, hem hakim-i zamandır. Bu sebeble Nuriye Ana, şefkâtinin enginliğine rağmen yavrusunu gelecek nesiller için feda etmiştir. “Bir kişinin imanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım” diyebilen bir evlâdın annesi de hasret cehenneminde yanmaya razı gelmiş bir anadır. Bunun için o biz annelere harika bir örnektir.

“Şarkın yalçın kayalıklarından tulû eden güneşin” annesini yazmak kolay bir çalışma olmasa gerek. O mekânları anlatırken, sanki oralarda yaşamış gibi anlatıyorsunuz. O mekânlarda araştırmalar yaparak mı yazdınız?

Otuz kırk yıllık bir birikimin neticesi diyebiliriz. Üstadımın gezdiği, ikamet ettiği, vefat ettiği her yeri zaman içinde gezmiş, notlarımı almıştım. Bitlis’in dar sokaklarını gezdim. Kubbe-i Hasiye’nin küçük inziva hücresinde tefekkür etme imkânım oldu. Barla’da soluklandım. Urfa’da vefat ettiği otel odasındaki karyolasının ayak ucuna oturup, kullandığı söylenen havlusuna dokundum. Kısaca hatıraları zerrelerime işledim. Coğrafyayı beynime kazdım. Hüzünlerini yaşadım sandım. Özlemlerini derinden hissettim. Aziz Üstad’ımın gurbet, kimsesizlik, hastalık, haksızlıklar ve zulümler karşısındaki sabrına hayran olup, döktüğü gözyaşlarını avuçladım.
Anadolu’yu karış karış gezerken, bazan hiç tanımadığım annelerle konuştum. Doğunun dağ köylerinde gariban hemcinslerimle aynı sofrayı paylaştım. Her birisinde Nuriye Ana’dan izler yakaladım.

Üstad Hazretlerinin ailesi ile ilgili ayrıntıları yazarken gerçek hikâyelerden faydalandığınız belli oluyor. Bu ayrıntıları toplarken hangi kaynaklardan istifade ettiniz?

Dediğim gibi onun gezdiği yerleri gezdim. Kurgulamamda bunlardan çok istifade ettim. Ağabeylerin hayatlarını anlatan eserleri didik didik ettim. Külliyatı özellikle Tarihçe-i hayat’ı bir kez de bu niyetle okudum. Son şahitleri tekrar tekrar inceledim.

Asrın Bedii’sini ve onu yetiştiren bir anneyi anlatmanın zorluğunu tahmin edebiliyoruz. Size bu hususta yardımcı olan manevî tasarruflar, fevkâlede haller zuhur etti mi? (Rüyalar, ilhamlar, umulmadık ve beklenmedik kolaylıklar gibi)

Cevaplarmakta zorlandığım sorulardan biri. Müsaade buyurursanız bu bende saklı kalsın.

Nuriye Ana’yı anlatırken, aynı zamanda Sofi Mirza’yı da anlatmış oluyorsunuz. Bediüzzaman’ın yetişmesinde Nuriye Ana kadar Sofi Mirza’nın da emeği ve gayreti vardır diyebilir miyiz?

Elbette diyebiliriz. Zira Sofi Mirza otoriter, disiplinli, vakur, şefkâtli ama bunu aleniyete dökmeyen bir baba. Zaten aziz Üstad’ım ne diyor: “İzzet ve azamet dersini babamdan aldım” diyor. Üstadımın babasından aldığı bu ders o kadar etkilidir ki, haksızlığa boyun eğmemiş, kimseye eyvallah dememiş, darağaçlarının arasından pervasız yürümüş, Rus orduları başkumandanının önünde ayağa kalkmamış, ilmin, inancının değerini başların üstünde tutmuş. Zulme ve haksızlığa cesurca, kahramanca karşı durmuş. Hiçbir zalim onu eğememiş, hiçbir âlim yenememiş. Niçin?... Hakkın hatırını yüce tuttuğu için. Hakikî imanı elde edenlerin kâinata meydan okuyabileceğini bizzat yaşayarak göstermiş. Bunu yapabilecek irade ve dirence sahip biri, elbette küçük yaşlarından itibaren bu çizgide yetişmiş olacaktır ki böyle dik durabilsin değil mi?

Nuriye Ana piyasaya çıktıktan sonra, size geri dönüşümler oldu mu? Biz, eksikliği hissedilen bir ihtiyaca cevap verdiği kanaatindeyiz. Size nasıl geri dönüşler geldi?

Evet çok güzel geri dönüşler oldu. Mail ile, telefon ile veya bizzat… Tanımadığım insanlar ağlayarak konuştular. Beyler kitabı okurken ağladıklarını rahatlıkla ifade ettiler. Kimi okuyucu, kitap elinde uyuya kaldığını, rüyasında Nurs’u gezdiğini söyledi. Kimi çocuklarıyla farklı ilgileneceğini, eşine artık daha yumuşak olacağını dile getirdi. Bir eczacı bayan, hanım yazarların kitaplarını pek okumadığını, ama “Bediüzzamanın annesi hakkında bilgi ve belge yokken ne yazmış olabilir ki?” diye merakından okuduğunu anlattı. Heyecandan cümle kuramıyor, sürekli aynı kelimeyle taktir ve tebrik hislerini dile getiriyordu. Duâ eden, devamını yazmamı isteyen oldu. Benim için her okuyucunun geri dönüşleri çok önemliydi. Hiç ummadığım abla ve ağabeylerden geri dönüşler aldım. Bütün bunlar bu milletin Bediüzzaman’ı nasıl sevdiğinin delilidir aslında. Göz yaşı döken, kitaptan etkilendiğini anlatanların tamamı bunları dillendirirken ben biliyordum ki onlar Üstadlarına olan sevgilerini dile getiriyorlardı. Hissediyordum ki, evlâtlarının Said ruhundan istifade etmesini arzu ediyorlar.

Bundan sonraki çalışmalarınız hangi alanlarda devam edecek, yeni bir kitap çalışmanız var mı?

"Bediüzzaman’ın Validesi Nuriye Ana" kitabına gösterilen ilgi beni şevklendirdi. İnşaallah yeni bir çalışmanın hazırlıkları içindeyim. Rabbim yardım etsin, okuyucuların hayır duâlarıyla yazmaya başlayacağım. Büyük ihtimalle yine roman tarzında olacak diye düşünüyorum.Yine de nasip tabi.

Teşekkür ediyor, yeni çalışmalarınızda yeni başarılar diliyoruz
Ben de size teşekkür ediyorum. Gönül telimize dokunan şiirlerinizi zevkle okuyoruz. Sizin de kaleminize sağlık. Hizmetleriniz daim, kaleminiz bereketli olsun.

"Bediüzzaman′ın Validesi Nuriye Ana" kitabına şu linkten ulaşabilirsiniz:
http://www.yeniasyakitap.com/hulya-yakut-ustundag/bediuzzaman-in-validesi-nuriye-ana

ABDİL YILDIRIM
abdilyildirim26@hotmail.com  

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.