Uçakla İzmir’den Anadolu Coğrafyasını bir baştan bir başa geçerek Trabzon’a oradan da Rize ve Çayeli’ne ve en sonunda da, güneşin sisler ardına saklandığı o eşsiz  “Senoz Vadisine” girdiğim andan itibaren; yeşilin anlatılmaz güzelliğini, aşkı ve var olan hatıralarımla birlikte yaşayacağım kısacık tatilin keyfini düşündüm… Her zaman ki gibi yeşilin en koyu olduğu tonda karşıladı beni dünyada ki cennetimiz!
Yunus Emre’miz; “Yaratılanı severiz yaratandan ötürü” dediği gibi, benim hayatımın vaz geçilmezlerinden olan Rize’nin güzelliklerini sevmek, onun için bir şeyler kaleme almak hayatımın en güzel anlarındandır!… Bir yerler de unutulan, bir çok yerine gidilmeyen, yalnızlığa teslim edilen bu güzel cennet parçasın da olmak onunla fısıldaşarak konuşmak benim için olağanüstü bir duygunun adıydı bir ay boyunca…
 “Rize’yle Kucaklaşmam” yaklaşık otuz günlük bir zaman dilimine yayıldı. Öncesi ve sonrası ile harikulade bir kavuşmanın adı olan bu kucaklaşma benim için yıllar sonra baba ocağında olmanın mutluluğunu da verdi bana…
Orada olmak; nefes alıp vermek şuraya da gidebilsem diyerek çaba göstermek asıl olana erişmek gibi bir duygunun adıydı… Fakat Senoz ve Hemşin yaylalarında dolaşırken ağzımızın tadını bozan durumlarla da karşılaşabiliyorduk maalesef! Olması gerekenler olmamış bizim gibi gurbetten gelenler için zaman zaman hayal kırıklıkları kaçınılmaz olmuş…
Aylardır Ülke gündemini meşgul eden “Yeşil Yolu” görmedim ama Senoz ve Hemşin Yaylalarının içler acısı halini bizzat yerinde gördüm! Tatil için yaylalara çıkan bizim gibi gurbetçilerin hepsi tatil dönüşü arabalarını bakımdan geçirmek zorunda kalmışlardır bu yollar sayesinde!
Bu yazımın konusu eleştiri olmadığından eksik gördüğüm yanlara değinmeyeceğim!... Biz gurbette ki Rizeliler her şeye rağmen kucaklaşmayı asla terk etmeyeceğiz ömrümüz oldukça … Aslın da Rize’yle kucaklaşmayı hiçbir şey engelleyemez bizim için bunu söylemeliyim… Ama bu kucaklaşmaya giden dikenli yolları temizlemek de biz Rize sevdalılarına düşmektedir…
Bu kucaklaşmanın güzelliğinin hangi noktasını size anlatabilirim diye zorlanmıyor değilim!.. Sabah; şafağın doğuşuyla birlikte, rüzgarın ılık ılık esmesi… Açmayan güneşin yakması…zamanlı zamansız yağan yağmurun biz de hayret uyandıran melodisinden mi? Hangisinden başlayım bilmiyorum!
Ama ben akışına bırakarak yıllar sonra yaşadığım kucaklaşmanın güzel karinelerini her hangi bir sıralamaya tabi tutmadan sizlere aktarma çabası için de olacağım…
Orman da ki ağaçlar, hala küsmeden meyve veren, yok mu dalıma çıkıp meyve toplayacak bir kişi diye dallarıyla selam söyleyen elma, armut, erik ağaçları…Bu sevdayı yaşayan bizler için her baktığımız yön hüzünle karışıktı doğrusunu söylemek gerekirse!...
Adını koymakta zorlandığım bu anları deklanşörüne basarak ölümsüzleştiren Amcaoğlum Hasan, abim İsmail, Halaoğulları Hüseyin ve Hakan’la “Pokut” yaylasında söylediğimiz türküler yazımı yazarken gözümün önünden bir film şeridi gibi akıp gidiyor…
Hele “Zil Kale” yolu ile önce “Çat Köyü” daha sonrada “Elevit Yaylasında”, dostlarım; Ömer Küçükislamoğlu, Zeki Karaoğlu, Nacettin Hatipoğlu ve Dursun Esmen’le geçirdiğimiz müthiş günü unutmamın imkanı var mı? “Elevitun deresi iki taraflı akar “ türküsünde olduğu gibi o güzelliğe bizzat şahit olmak ve yaşamak anlatılmaz güzellikteydi…
Öyle güzel duygular ki yaşadıklarımız neresinden bakarsak bakalım her bir anı bir ömre bedel diyeceğimiz kadar bizim için değerliydi…
Çayeli’mizin yüz akı tesisi olan “Ağaran Şelalesi” tesislerinin sahibi sevgili dostum Metin Sakli’nin biz dostlarını ağırladığı gün gerçekten anlatılmaz yaşanılır güzellikteydi…
“Pelat” ya da “Cenlıpos” yaylasından tüm Senoz Vadisine kuş bakışı seyretmek insanın huzur bulması eşine az rastlanır tattaydı doğrusu… Hele “Cenlipos Yaylasına” gittiğimizde bize fon oluşturan sisi izlemek hüzünle karışık bir heyecandı…
“Baldaş Dağın” dan sonra gittiğimiz “Tağpur yaylasında” ılık ılık esen rüzgar eşliğin de hep birlikte yenilen yemek sonrası kendimizi bulutlarla kucaklaşmış gibi hissettiğimiz de üşüdüğümüzü hissetmiştik…Bir yandan üşürken bir yandan da karşıda bize göz kırpan kar yığınlarının (zomp) üstünden kaymanın tatlı telaşına düşmüştük!...
Sizi temin ederim ki; yaylalarda gezdiğimiz her an “yayla çiçeklerinin” bize hoş geldin dediklerine şahit oldum! Ben çiçek hastası olan birisi olarak her gittiğim yayladan mutlaka bir demet çiçekle dönerim, işte o toplama anında sanki her çiçek beni de kopar buradan götür der gibi başını kaldırıyordu!
Aslın da “dünyada ki cennetle kucaklaşmamı” hiçbir olumsuz duyguya kapılmadan gerçekleştirdim desem de; bu güzelliğe giden yolların insanımızın eliyle daha da güzelleştirileceğine inanıyorum…
Bu cennet vadiler ölüme asla terk edilmemeli! Yapılacak o kadar şey var ve eğer bizler bu yapılacaklara burun kıvırırsak ölüme terk etmekten daha kötüsü olan “ölümle kucaklaştırmış” oluruz ki, bunu düşünmek bile bana büyük bir elem veriyor!
Bu sene Senoz ve Hemşin Vadilerinde ki hemen hemen her yaylaya gitme imkânım oldu… Kucaklaşmayı olabildiğince geniş tutmak ve olabildiğince de insanlarla diyalog kurarak Rize’nin sorunlarını dinlemek istedim… Bu çabamı Çayeli’nde, Rize de ve gittiğim her yerde sürdürdüm. Gördüğüm eksiklikleri ve yapılması gereken işleri not aldım. Zaman zaman bu meselelere değineceğim inşallah…
Ve son olarak şunları da ifade etmek isterim; hepimizin bildiği gibi Rize’miz müthiş bir coğrafyaya sahip…
Bu coğrafyanın çiçekleri üzerine düşen yalnızlık gölgesi algıladığı anda, bu harikulade coğrafyanın geleceği büyük bir yalana dönüşür. Bu kucaklaşmaların devam etmesi için “çiçeklerimizin üzerine düşen yalnızlık gölgelerini” iyi teşhis etmemiz gerekiyor!
Görüşmek üzere, Allah’a emanet olun…
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mehmet Hüsrev. 4 yıl önce

Hhiii.., hep düşünmüşümdür ; kalemin de yüreğı mi var? Ha yaşa sevgili dostum Abdurrahman ne de güzel yazmışsın, ne güzel yansıtmışsın, ne de güzel nostalji yaparak vizyon çizmişsın. Feyz oldunuz. Bu güzel ve farklı anlayışınız ve yaklaşılarınızla bizlere rehber oluşunuz nezdimizde anlamlı ve önemlidır. Her varolasınız. Sayğılarımla.

Avatar
Osman Aygün 4 yıl önce

Son zamanlarda Rize'miz için kaleme alınmış çok güzel bir yazi..
Kalem sahibine teşekkür eder,Devamını bekleriz.

Avatar
Ismail aydın 4 yıl önce

rizeyi en iyi bir rizeli anlatır. bbüyük keyf alarak okudum. yüyüreğinyüyüreğiniz var olsun.

Avatar
özlem 4 yıl önce

iyi çalışmalar eveli gün gönderdiğim ve sizinde on dakika sonra yayınladığınız yorumumu kaldırma gerekçenizi gerçekten merak ediyorum. (içinde hakaret, yada herhangi bir yanlış bir cümle bulunmamasına rağmen.)
editör,site bakıma alındı hsoting bilgileri yeniden yüklendi. Ondan kaynaklanmış olabilir.Hastam varda zaten 3 gün haber giremedim.o yüzden silme gibi bir durum söz konusu olmaz.saygı ile

Avatar
Ayla Şimşek 4 yıl önce

Memleket böyle anlatılır. Rizeli bu güzelikleri gurbet ele gittimi daha fazla arayıp özlüyor. Geride kalanlar güzellikleri unutur oluyor.