Üzerinde martıların uçtuğu insanların balık tuttuğu, gezdiği her yıl Temmuz ayında bayramda buluştuğu, gençlerin her gün uğradığı, şimdilerde ise kaderi ile baş başa kalan Pazar iskelesini yazmaya çalışacağım.
 
Çocukluğunu yaşadığım altmışlı yıllarda Pazar iskelesi tüm canlılığını koruyordu. Oysa bugünlerde derin bir sessizliğe büründü yıllarda cıvıl cıvıl çocuklarla-gençlerle dolu dolu olan iskele bomboş.
 
Yok denecek kadar az sayıda olan insanların büyük bir bölümü de meraklı kişilerden oluşuyor. Bu durum Tabiki bizleri üzmüyor değil. Kanımca ekonomik ve sosyal yaşamdan kaynaklanıyor. Bu koşullardan etkilenen insanlar da iskeleyi gezme, balık tutma, denize girme gibi tabii haklarına yansıması.
 
İlçemizin tarihi çok eski olmasına karşın, artık iskelemiz o eski yıllardaki gibi insanlarla barışık değil. İlçemizin simgesi kendi kaderini teslim edildi. Özgün dokusu kayboldu gitti.
 
Hâlbuki 1950’li yıllarda yapılan ve kısa da olsa tarihe tanıklık eden Pazar İskelesi 60-70 yıl insanların ve büyüklü, küçüklü gemilerin ihtiyaçlarını gidermişti. Karadeniz’in azgın dalgalarına yıllarca karşı koymuş kıyıdan 60-70 metre uzunluğunda bir plan üzerinde kurulmuştur. İskelenin her iki yanında demirden yapılmış bir baba bulunmaktadır.
 
Ortasında da keza her iki yanında bir baba bulunmaktadır. Işıklandırma olarak tam ortasında iki adet demir direk mevcut olup, iki de merdivenli bacağı bulunmaktadır. Bu bacaklarda çok sayıda yapışık midye vardı. Bizler o tarihlerde midyeleri toplar kıyıda bir ateş yakarak tenekenin üstünde bunları pişirip yerdik. Yine o tarihlerde Temmuz ayında deniz bayramı olurdu. İskele dolup taşardı. Çeşitli yarışmalar olurdu.1970’li yıllarda ise bizim kuşak bu yarışmalara iştirak ederdi.
 
Liman Başkanı Osman Bodur’du. Diğer görevli ise İbrahim İlker’di. Bu yarışmada dereceye girenlere çeşitli ödüller verilirdi. Serbest yüzmede Başar Bayraktar birinci, Yılmaz Bozkurt ikinci, Mustafa Angın ise üçüncü olmuştu. Ertuğrul Bul ’un da yüzme birinciliği vardır. Avni Yıldırım ve Hüseyin Yangının birincilikleri vardı. Nefes yarışında ise ben birinci oldum. Ertesi yıl nefes yarışında Muzaffer Tonyalı birinci, ben ikinci ve Haluk Kamberoğlu ise üçüncü oldu.
 
Her gün iskelede ve denizde buluştuğumuz arkadaşlar vardı. Bunlar Ziya Basa, Osman Zeki Saraç, Mustafa Angın, Levent Saraç, Caner Akpulat, Çetin Uygur, Yılmaz Bozkurt, Adnan Yangın, Atilla Yazıcı, Metin Yazıcı, Haluk Kanberoğlu, Avni Yıldırım, Hamit Yıldırım, Ergül Çiçekler, Gültekin Çiçekler, Muzaffer Kızılhan, Hüseyin Yangın, Kenan Kanberoğlu, Ali Altaylar, Zühtü Özorhon, Kutluhan Özorhon, Metin Uygur, Abdullah(ogün) Uzun, Haydar Biber, Atilla Yıldırım, Cengiz Yıldırım, Selahattin Çelik, Yaşar İslamoğlu, Hamdi İslamoğlu, Nebil İslamoğlu, Osman Süslü, Osman Erol, Nadir Gönülden, Necdet Şişik, İbrahim Telatar, Ahmet Telatar, Savaşı Günday, Talat Günday, Zihni Cinan, Mustafa Cinan, İbrahim Menteşoğlu, Adnan Aksu, Taner Yıldırım, Erdal Yıldırım, Reşat Yıldırım, Erdal Özdemir, Yaşar Özdemir, Ümit Saraç, Memiş Basa, Cemal Basa, Mehmet Basa, İbrahim Basa, Celal Kıbrızlı, Adnan Kobal, İbrahim Kıbrızlı, Reşat Barış, Sedat Kılıç, Adnan Karahan, Cihat Basa, Muzaffer Tonyalı, Ruhan Göymen, Başar Bayraktar, Eşref Vardal, Mahmut Vardal, Macit Uygur, Ali Rıza Uygur, Dursun Uygur ’Saim Kızılhan, Ömer Yıldırım, Özer Yıldırım, Vehbi Turan, Nurettin Turan, Ali Faik Arabacı, Besim Arabacı, Recep Alpay, Halim Küçük, Sefa Altaylar, İbrahim Altaylar, Ömer Celal Kurtuluş, Ramis Sancak, Sami Sancak, Zafer Turan, Oğuz Turan, Kemal Kalyoncu, Sezai Turan, Cengiz Canca, Kadir Altaylar, Çetin Altaylar, Ertuğrul Bul, Faruk Altaylar, Orhan Atacan, Mirzali Atacan, Korkmaz Çelik, Harun Alpay, Durmuş Ali(zifir) Esin, Ruhi İlker, Dursun Ali Hoşver, Halil Turan, Çetin Bozacı, Fuat Yangın, Fuat Akbaş, Süha Egemen, Necip Telatar, Fuat Şirinbay, Erdal Çiçekler, Ökten Yıldırım, Bahri Hekim, Naci Hekim, Enver Engin, Fuat Memişoğlu, Yaşar Memişoğlu, Muhammet Memişoğlu, Kemal Öztürk, Nizamettin Öztürk, Dursun Ali Öztürk, Nihat Öztürk, İsmail Öztürk, Osman Kılıç, Şansal Kılıç, Zeki Kılıç ve ayrıca Rıza Angın ile Neşet Bas gibi büyüklerimiz vardı.
 
Ben yüzmeyi kıyıdan 5-6 metre uzaklıkta bulunan merdivenli kayasına gidip gelmekle öğrendim. Benim gibi bir çok arkadaşım da bu şekilde öğrendi.O dönem aklımda kalan kaya isimleri en büyüğü Vapurlu,Merdivenli,Kanapali,Birinci,ikinci,üçüncü kayalar,midyeli,palamut,karataş,çağanalı,noktalı gibi kayalar vardı. Midyeli kayasında midye toplardık. Diğer kayaların üzerine çıkar balık tutardık. Güneşlenir ve kayalardan atlardık. Ayrıca Bay-Bayan plajı vardı. Plajda kabinlerde vardı. İnsanlar burada soyunup denize girerdi. Kabinlerin üzerinde ise belediye ye ait restoran vardı. Hatırladığım kadarıyla bu restorandı Faruk Altaylar işletiyordu. Restoran’ın işleticiliğini Fuat Memişoğlu aldı.
 
O dönem aşçısı da Ziya Canca idi. Bilahare Fuat Memişoğlu da Sefer(lango) Üst’e devir etti. Sefer Üst’e lango isimi ni İstanbul Balat’ta iken Yaşar(tarzan) Gündoğan takmıştı. Bu ikili daha önce İstanbul’da arkadaştılar. Her ikisi de sıra dışı insanlardı. Tarzan Yaşar uzun boylu yakışıklıydı. Lango
Sefer ise uzun boylu, iri yapılı iri kıyım, değişik bir insandı.
 
Plaj ve restoran ise şimdi tarihe gömüldü. Tabiri caiz ise yok olup gitti. Şimdilerde ise denize girilecek yok denecek kazar azdır. Bizim zamanımıza iskeleye gemiler gelirdi. Halatlar babalara bağlanır günlerce demir atarlardı. Bu gemiler taşımacılık yaparlardı.
 
Gırgır motorları da iskelenin bacağına yanaşır ve hamsi boşaltırdı. Bir defasında gemide bulunan biri denize madeni para attı. Bizde dalarak çıkarırdık. Deniz çok berrak ve tertemizdi.1970’li yılların başına iskelede 25-30 cm uzunluğunda istavrit balığı tutardık. Belki de uzunluğu daha da büyüktü. Balık çok boldu. Oltamıza takılan mezgit (lağo) balığını kancadan çıkarıp denize atardık. Şimdilerde ise mezgit balığı tim ya oldu. Yine Hamsi balığının karaya vurduğuna şahit olduk ve kıyıdan bu balıkları toplardık.
 
Birde eski iskele vardı. Hava Radar Mevzi Komutanlığına ait Garnizonun hemen önünde idi. Ama orada pek fazla yüzmezdik. İskele serüvenimde iki-üç kişiyi de denizde boğulurken kurtardım. Yine Yaşar isimli bir akıntıya kapılmıştı. Deniz dalgalı idi. Ergün Çiçekler ile birlikte onu kıyıya taşıdık şahıs halen verdiği sözü tutmadı. Aradan 43 yıl geçmiş olmasına rağmen..
 
Yine o yıllarda Adnan Kobal isimli arkadaşımız bir defasında iddia üzerine iskeleden atlayıp, kız kuleye kulaç kesmeden gidip dönmüştü. İskeleye bir gemi yanaşmıştı. Bende Adnan Kobal gibi iddiaya girerek bu geminin dibinden yüzerek geçtim. Az kalsın boğuluyordum. Yine bir motor gezisinde rahmetli Osman Süslü ’de motordaydı. Reşat Barış ile iddiaya girerek şimdiki lisenin açıklarında denize atlayıp iskeleye kadar yüzerek gelmiştik. Âmâ iddiayı Reşat Barış kazandı.
 
Yine o yıllarda Hava Radar ’da görevli bir subay iskelenin bacağından atlarken boynundaki altın zincir çıktı ve denizin dibini boyladı. Bize haber verdiler ve Ziya Basa, Mustafa Angın ve ben denizin dibinde altın zinciri aradık. Defalarca daldı, çıktık. Fakat altın zinciri bulmak Mustafa Angın’a nasip oldu ve subayda kendisine bir miktar para vermişti.
 
Yine bir yük gemisinin kepçesi denize düşmüştü. Fırtına da çıktığından gemi açıkta demirledi. İki üç gün sonra geminin kaptanı iskeleye geldi ve iskelenin hemen başında kepçeyi bulanın mükâfatlandırılacağını söyledi esnada Avni Yıldırım isimli ağabeyimiz bulanık denize atladı ve bütün çabasına rağmen kepçeyi bulamadı. Denize ne zaman gitsem Avni Yıldırım ve Selahattin Çelik isimli ağabeylerimizi hep orada görürdük. Bunlar bizler gibi denizin ve iskelenin müdavimleriydiler.
Kısaca çocukluğumuz, gençliğimiz aklımıza geldiğinde iskele sözünü hatırlarız. Yıllar önce çocukluk arkadaşım ve Pazarspor ’da futbol oynadığım Savaşır Günday beni telefonla aradığında iskeleyi çok özlediğini söylemişti. İstanbul’dan geldiğinde kendisi ile hasret gidermiştik.
Bana göre Pazar’ın en eski simgesi Kız kule ise diğeri de iskelesidir. Kim ne derse desin bize göre bu iskele, sosyal, kültürel, ticari, ekonomik kazanımları olan bir yerdir. Bizlere rüyadaki gibi unutulmaz anlar yaşatmıştır.
 
Dolasıyla, bu iskele Belediyemizin girişimi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı nezdine eski hayat dolu günlerine dönmesi için yeni bir proje üretilerek Pazar’a kazandırılmalıdır.
 
Halen ayakta olan bu iskelenin dili olsa da konuşsa neler anlatırdır neler. Keşke tüm Pazarlılar, dostluk, kardeşlik uğruna sosyal ve ticari alanlarda bu mekanlarda buluşsa yıllara ait fotoğrafları karıştırdım ve bazı arkadaşlardan da temin ettim. Bunları sizlerle paylaşıyorum.
 
Keza kel Yılmaz bahçeli kahvesi, Gümüş’ün lokalide diğer uğrak yerlerimiz arasındaydılar.
 
Birde düzenli arada bir görüştüğüm arkadaşlarım var. Onlara da saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Ölenlere Rahmet yolluyorum. Hayatta olan arkadaşlarımız ile zaman içinde eski dostluklarımız hala devam ediyor. Bugün ki gibi sahte dostluklar değildi bizim o yıllarda ki dostluklarımız.
 
Bizim Jenerasyondaki arkadaşlar Pazar’a indimi ilk durakları ve buluşma noktalarımız mutlaka iskele olurdu. Diğeri ise Kel Yılmaz Kanberoğlu bahçeli kahvesiydi. Yine Gümüş Kanberoğlu’nun lokaliydi.
Sosyal aktivite olarak bunlardan başka kapalı yeni sinema ve yazlık Ayçiçek sineması vardı. Bu sinemalarda gidip film izlerdik. Her iki sinema da ilçeye sosyal ve kültürel farklılık kazandırmıştı. Başka bir sosyal olgu da yoktu. Bugün çağ değişmiş olsa da o etkinlikler yok oldu gitti.
 
İskele bizlere çocukluk ve gençliğimiz boyunca bitmez bir güç ve neşe katmıştır.
İnşallah bu iskelenin onarımı yapılır ve o şaşaalı günlere döner. İskelenin o yıllardaki durumunu anımsar mısınız bilemiyorum. Direkt yolu vardı. Şimdilerde otoban yolu yapılınca yol da kapandı. Ancak üst geçitten geçmek gerekiyor. Başka bir deyişle o eski değerini ve çekiciliğini kaybetti.
 
 Küçük kayıklarla o iskelenin altından geçerken ne haz duyardık. İskelenin o günlerdeki önemini şimdilerde daha çok fark ediyoruz. Çünkü o dönem geçerli bir iskelemiz, şimdilerde ise öyle olmadığı gerçeği.
17700 nüfusa sahip Pazar İlçemiz tam anlamıyla sosyal aktivitelere sahip değildir. Oysa Pazar tarihi en eski ilçedir.
 
İki dönem Belediye başkanı seçilen ve halen görevi yürüten Sayın Dr. Ahmet Basa’nın tecrübesiyle kolları sıvayıp ilçe sakinlerini memnun eden iyi çalışmalarını göz ardı edemeyiz. Ciha Kalesinin yeni görünüme kavuşmasında, Kız Kalesinin restorasyonunda yapılan katkıları biliyoruz.
 
Bunlar büyük hizmetlerdir. Umarım Pazar İskelesini de aynı tarzda ışıklandırılmış, insanların aileleriyle birlikte gezebileceği bir konuma kavuşturur. Kendisini gelecek nesil rahmet ve minnetle anar.
 
 İskele için de ikinci biz yazı yazma gereği duyulmaz.
 
Bu yazıyı kaleme almamda öncülük eden Abdullah Uzun(Ogün) kardeşime teşekkür ediyorum.
Bir sonraki yazım Pazar’da eski sinema salonları olacak. İlgi ile takip edeceksiniz.Hoşa kalın 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Osman KALÇA 3 yıl önce

Bizi çıkardığın zaman yolculuğu için teşekkür eder, başarılar dilerim....

Avatar
Şenol Yıldırım 3 yıl önce

osman abi;
yazıgüzel olmuş.
bir an için o günlere gittim sanki.radardaki maçtan mimibüsle iskeleye iner.portakal renkli çamurlu kramponlarımızla,maç kıyafetlerimizle iskeleden en önce atlamak için araçtan inip çılgınca koşup serin sulara dalardık.bu iskele ile ilgili ilk aklıma gelen.....selam ve sevgiyle..

Avatar
yunus emre 3 yıl önce

osman saraç tebrik ederi gene çok güzel bir yazı olmuş. ismi geçen insanların gözleri yaşarmıştır. yazılarını iple çekiyorum

Avatar
Ziya Sifoğlu (Kılıç) 3 yıl önce

çocukluk ve ilk gençlik günlerimizin en çok zaman geçirdiğimiz yeri olan iskele anıları için teşekkürler isimlere bakılırsa(nadir,kenan,hüseyin yangın,osman,ziya basa )ben de pazar dan 1967 de ayrılana kadar o gruptaydım iskele direklerinin ortasındaki çıkıntıya tırmanır atlar kızkuleye yüzer kulaç kesmeden dönerdik selam ve sevgiler

Avatar
Yunus YENİKURTULUŞ 3 yıl önce

osman zeki̇ saraç kardeşi̇mi̇zi̇n, geçmi̇şten günümüze kadar taşidiği iskele yazisindan ötürü teşekkür ederi̇m.o dönemden beri̇ yarişmalarda nam yapmiş olan ve günümüzde hayal bi̇le edi̇lecek o kadar ki̇şi̇leri̇ hafizalarindaki̇ sakli kalan bi̇r yazarin sadece tek ayak osman kardeşi̇mi̇zden ötürü ki̇mse olamaz. yazisini okuduğumdan beri̇, o günlerden kalan esi̇nti̇leri̇, bu zamana yayan ve hayali̇ndeki̇ gerçek duygulariyla yoğuran yazarimizin i̇skele yazisindan ne güzel i̇lhamlarla adapte etti̇ği̇ne şahi̇t oldum. pazarli dostlarimizin bu yazisini okumalarini ve geçmi̇ş dönemlerdeki̇ o i̇smi̇ yazili ki̇şi̇leri̇ hatirmalarini ve onlarin ne derecede hangi̇ yarişmalarindaki̇ dallarda neler yaptiklarina şahi̇t olmalarini öğrenmeleri̇ni̇ i̇steri̇m.osan saraç kardeşi̇mi̇zi̇n sayesi̇nde bi̇li̇nmeyen ve mazi̇de kalan o gerçek yazilarindan esi̇nlenerek tecrübeler kazanmalarini i̇stekler arasinda kalmalarini arzulamktayim. bu güzel yazilarinin devamini di̇lerken teşekkür ederi̇m.başarilar.

Avatar
mehmet morgül 3 yıl önce

belgesel tadında bir yazı. adeta zamanda yolculuk yaptık. eline emeğine sağlık...

Avatar
Cengiz YILDIRIM 3 yıl önce

osman abim elerine sağlik tekra iskelenin var olduğunu hatırladık inşAllah bu güzel iskele eski şenliğine kavuşur .. bu arada 1. olan avni yildirim babam olur babamlan gruh duruyorum

Avatar
OSMAN ZEKİ SARAÇ 3 yıl önce

pazar iskelesini ilişkin yazımı paylaşan tüm okurlarıma saygı ve sevgilerimi sunuyorum.