Kaçkarlardan Berlin'e uzanan yolun hikayesi

Rizeli eğitimci yazar Ali Uzun'un, "Kaçkarlardan Berlin'e Bir Eğitim Gönüllüsünün Yaşam Öyküsü" adlı kitabı yayınlandı.

Kaçkarlardan Berlin'e uzanan yolun hikayesi
Abdullah Uzun
Abdullah Uzun
20 Mayıs 2014 Salı 11:01

                                                       
                                                                 
Kaçkarlardan Berlin’e kitabının yazarı Ali Uzun, bu kitabında kendi yaşam öyküsünü ele almıştır.
 Bir öğretmenin hatıralarını içeren Kaçkarlardan Berlin'e adlı kitap,Rizenin Yolbaşı köyünden başlayıp Berline uzanan bir eğitim gönüllüsünün yaşam öyküsüdür.Bu kitap Ali Uzun, yaşadıklarını,mücadelelerini,Türk Alman toplumlarındaki gözlemlerini,eğitime,özellikle de kültürler arası eğitime ilişkin düşüncelerini kendine özgü anlatımıyla dile getirmiştir.

Bir eğitim gönüllüsünün yaşam öyküsünü anlattığı “Kaçkarlar’dan Berlin’e “adlı kitabın yazarı Ali Uzun Kaçkar53.com editörü Abdullah Uzun'u ziyaret ederek, kitap hakkında bilgi verdi.
Uzun, kitapta 1960’lı yıllardan günümüze Türkiye’yi ve Almanya’yı anlattı.
Türkiye’den ve Almanya’dan pek çok yaşanmış olaya yer veren Uzun, Afyonkarahisar’da öğretmenlik yaptığı yıllara ilişkin bilgileri okuyucuyla paylaştı.
Bir öğretmenin hatıralarını içeren Kaçkarlar’dan Berlin’e adlı kitap, Rize’nin Yolbaşı köyünde başlayıp Berlin’e uzanan bir eğitim gönüllüsünün yaşam öyküsüdür. Bu kitapta Ali Uzun, yaşadıklarını, mücadelelerini, Türk ve Alman toplumlarındaki gözlemlerini, eğitime, özellikle de kültürlerarası eğitime ilişkin düşüncelerini kendine özgü anlatımıyla dile getirmiştir.
Satırlar arasında eğitimin gücünü, yaşamda rastlantıların yanı sıra hedef belirlemenin doğruluğunu, disiplinli ve çalışkan olmanın erdemliliğini yakalayabilir; sürekli öğrenme arzusu, bilgiyi paylaşma isteği ve yetiştiği çevreye örnek olma tutkusu ve birlikte iş yapabilme mutluluğu ile birleşince,69 yılda neler yapılabileceğini görebilirsiniz.
Ali Uzun kitabında 169 anısını paylaşıyor. Aşağıdaki anı da bu bölümlerden birisidir:
Çok hareketli geçen yaz tatili sona erdi.1966/67 öğretim yılında Afyon’da, Almanca öğretmenliğim ve diğer çalışmalarım bütün hızıyla devam ediyordu. Bir sabah erkenden okula derse geldiğimde, okul müdürümüz İsmail Bey, beni kapıda karşıladı. ”Tebrik ederim, Ali Bey, ”dedi ,”Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi Belge ve Denklik Bürosu Almanca Raportörlüğüne tayininiz çıktı. Sizi en kısa süre içinde Bakanlıkta bekliyorlar.”
Önce çok şaşırdım, ne diyeceğimi bilemiyordum. Oysa ben naklimi İzmir’e istiyordum ve bir sene daha Afyon’da kalmak zorunda olduğum bildirilmişti. Şaşkınlığımı ve tereddüdümü fark eden müdür bey, tecrübeli bir yönetici ve sevgi dolu bir baba tavrıyla,” Sizin Afyon’dan ayrılmanız, bizler için büyük bir kayıp, onun için gitmenizi istemeyiz. Ancak genç yaşta Bakanlığa çağrılmanız, size yeni kapılar açacaktır. Bir an önce Ankara’ya gidip görevinize başlamanızı tavsiye ederim. Tereddüt etmenize hiç gerek yoktur, ”diye öğütte bulundu.
Daha sonra Türkiye’nin yetiştirdiği ender eğitimcilerden biri olan Hüseyin Hüsnü Ciritli’nin, Talim ve Terbiye Dairesi Başkanı olarak Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Almanca Bölümü Başkanı Mahir Yalnızoğlu’ndan genç, çalışkan ve iyi Almanca bilen bir elemana ihtiyaç olduğunu söylediğini; Mahir Bey’in de benimle birlikte eski iki öğrencisinin isimlerini verdiğini, üç adayın arasından da benim seçilerek Bakanlığa çağrıldığımı öğrenecektim.
Tereddüdümün diğer bir sebebi de, nişanlı olmam ve nişanlımın Afyon’da bulunmasıydı. Bundan önceki bölümde,08.01.1966 tarihinde nişanlanmış olduğumu anlatmıştım. Evlilik hazırlıklarını yapıyorduk. Durup dururken bu Anakara işi de nereden çıktı?, “diye kendi kendime hayıflanıyordum. Bununla beraber geleceğimizi düşünerek, görevi kabul edip Ankara’ya gitmeye karar verdim. Düğünümüzün tarihini,08.10.1966 olarak kararlaştırdık. İzinli olarak Afyon’a gelecektim. Düğün merasiminden sonra da Ankara’ya taşınacaktık. Öyle de oldu.
Atatürk Bulvarında bulunan bugünkü Millî Eğitim Bakanlığı binası, henüz yapım halindeydi. Talim ve Terbiye Dairesi ise Cebeci semtinde bir binaya, bakanlık binası tamamlanıncaya kadar geçici olarak yerleşmişti. Ankara’ya gidip derhal göreve başladım. Belge ve Denklik Bürosunun 24 yaşında, çiçeği burnunda, en geç elemanı bendim. Birlikte çalıştığım meslektaşlarım, uzun süre Anadolu’nun değişik şehirlerinde lise ve Millî Eğitim Müdürlükleri görevlerinde bulunmuş, tecrübeli yaşlı başlı kişilerdi.
Müdürümüz Nihal Hanım kısa boylu, toparlak yüzlü, esmer, birkaç dil bilen, çok çalışkan, Talim ve Terbiye Dairesinde oldukça ağırlığı olan tecrübeli bir yönetici idi. Yeni göreve başladığımda, Nihal Hanım’dan ve diğer mesai arkadaşlarımdan çok yardım ve yakınlık gördüm. Kısa bir süre içinde Belge ve Denklik Bürosunun işleyişini kavradım ve çalışma şartlarına uyum sağladım. Artık bundan böyle bir Bakanlık mensubu idim. Benim için çalışma saatleri önemli değildi. Verilen işleri zamanında bitirebilmek için yerine göre, geç saatlere kadar da çalışıyordum. Gençtim, gece hayatım yoktu ve her şeyden önce, vatandaşın işlerinin bir an önce yapılması gerektiğini düşünüyordum. Çünkü vatandaşa hizmet için Bakanlığa çağrılmış bir devlet memuruydum.
Ankara’ya gelmeden önce kararlaştırdığımız üzere, Ekim 1966 ayının ilk haftasında, on günlük izin alarak Afyon’a gittim.8 Ekim gününde de düğünümüz yapıldı ve üç beş parçadan oluşan mütevazı ev eşyalarımızı da alarak eşimle birlikte Ankara’ya geldik. Düğün için Afyon’a gitmeden önce, çalıştığım iş yerine yakın bir apartmanda kiralamış olduğum daireye yerleştik.
Müdürümüz Nihal Hanım, izine çıktığında, görevli olarak Ankara’nın dışında bulunduğunda veya hastalık yüzünden büroya gelmemesi hallerinde, benim kendisine vekâlet etmem huşunda Talim ve Terbiye Başkanından bir yazı çıkartmıştı. Ayrıca söz konusu yazıda, vekâlet süresince ancak benim parafımla yazıların, Başkanlığa ya da Bakanlık Makamına imzaya gönderilebileceği belirtiliyordu. Bu durum, Belge ve Denklik Bürosundaki kıdemli ve tecrübeli meslektaşlarım için olduğu kadar benim için de büyük bir sürpriz olmuştu. Bir taraftan bana güven duyulduğu ve çalışmalarım takdir edildiği için doğrusu sevinmiştim. Ama aynı zamanda da, babam yaşında olan kelli felli insanların yazılarını parafa edebilmem için okumak, gerektiğinde de, imla ve ifade yönündeki hatalarını düzeltmek zorunda kalacağımdan rahatsızlık duymuştum.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.