Çanakkale’de ölüm-kalım savaşı

Eşi benzeri olmayan Boğaz Harbi

Çanakkale’de ölüm-kalım savaşı
Abdullah Uzun
Abdullah Uzun
19 Şubat 2014 Çarşamba 13:02

M.Latif SALİHOĞLU(Yeni asya gazetesi)
Tarihte Bugün

Çanakkale’de ölüm-kalım savaşı
Yaklaşık bir ay kadar sürecek ve unutulmaz bir zaferle neticelenecek olan Çanakkale Boğazındaki deniz muharebesi, müttefik düşman (İngiltere-Fransa) donanmasının 19 Şubat günü (1915, bugün) giriştiği şiddetli saldırıyla başlamış oldu.
19 Şubat sabahından 18 Mart akşamına kadar aralıksız süren ve hemen her saniyesi ölüm kuşan bu dehşetli savaşın en çarpıcı neticesi, Çanakkale'nin geçilmez olduğu gerçeğinin bütün dünyaca anlaşılmış olmasıdır.
Sözün tam da bu noktasında, hadiseyi en veciz sözlerle tahlil ve tasvir eden Mehmed Âkif’in, tarihe yazılan o ulvî destâna dair bazı mısralarını hatırlayıp öyle devam edelim.
Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf ördüların yükleniyor dördü-beşi
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmindan
Alınır kal’a mı, göğsündeki, kat kat îman?
Hangi kuvvet onu-hâsâ-edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlâhî o metîn istihkâm
Şühedâ gövdesi, bir baksana dağlar, taşlar
O rukû olmasa, dünyâda eğilmez başlar
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor
Bir hilâl uğruna, yâ Râb ne güneşler batıyor
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdad ınerek opse o pâk alnı değer
* * *
İngiliz kumandası altındaki müttefik orduların donanması, Çanakkale Boğazı’na yönelik daha evvel de bir deneme saldırısında bulunmuştu. Ancak, muvaffak olamayıp geri çekilmişti.
19 Şubat 1915'e gelindiğinde ise, daha geniş ve kapsamlı bir plan ve daha şiddetli bir taarruzla, Boğaz'a yeniden yüklendiler.
Böylelikle, Osmanlı'yı iyice sindirmek ve tamamen etkisiz hâle getirmek maksadıyla her iki boğazı da ele geçirmeyi hedefleyen İngiliz ve müttefiklerinin müşterek donanması, Çanakkale istihkâmlarını bombalayarak topyekûn bir saldırıyı başlatmış oldu. Karşılıklı top ve mermi atışları, bir ay müddetle aralıksız şekilde devam etti. 15 Mart’a adeta bıçak sırtına gelindi.
Sürekli takviye alan İtilâf Devletleri donanması, 18 Mart günü ise, yaklaşık 30 savaş gemisiyle en geniş çaplı saldırıyı başlattı.
Çanakkale Boğazına yapılan tahkimat, bu büyük donanma tarafından tam yedi saat süreyle ve hiç fasıla vermeden ateş altında tutuldu.
Düşman cephesi, Nusrat isimli mayın gemisinin gizlice döşediği mayınlar ve kıyı topçularının şiddetli savunma ateşi altında, kuvvetinin üçte birini kaybedince geri çekilme sinyalleri verdi.
Boğaz’a yüklenen altı büyük gemiden Bouvet, İrresistible ve Ocean isimli zırhlılar bir bir batırıldı; diğer üç gemi de kullanılmaz hale getirildi.
Düşman donanmasının ağır zayiata uğraması ve Boğaz’ı geçmeye imkân bulamaması üzerine, 18 Mart akşamı geri çekilmeye başladı. Bu sûretle Çanakkale'deki deniz savaşı da sona ermiş oldu.
* * *
Buradaki deniz savaşı zaferle neticelendi gerçi; ancak, tehlike hâlâ devam ediyordu.
Bir müddet sonra yeniden toparlanan ve yeni takviye birlikleriyle "küçücük bir karaya" yani Gelibolu Yarımadası'na yüklenen işgalci kuvvetler, yine ümitlenmiş görünüyordu.
Ne var ki, aylar süren çarpışmalar neticesinde, burada da hüsrana uğramaktan kurtulamadılar.
Böylelikle, tamamen yüzgeri oldular ve Ege Denizi açıklarına doğru çekilmek zorunda kaldılar.
KISA KISA
0779: Ta­bi­î­nin (sa­ha­be­yi gö­ren­le­rin) mes­hür â­lim ve ev­li­ya­la­rin­dan İb­ra­him Ed­hem Haz­ret­le­ri­nin ve­fâ­ti. Ne­se­ben Hz. O­mer’e (ra) da­ya­nan İb­ra­him Ed­hem Haz­ret­le­ri he­lâl lök­ma­ya çok dik­kat e­der­ler­di.
1916: Mi­lis kuv­vet­le­ri ku­man­da­ni Fah­rî Al­bay (Mi­ra­lay) Us­tad Be­di­üz­za­man, Rus ve Er­me­ni kuv­vet­le­riy­le ay­lar­ca de­vam e­den çar­pis­ma­lar­dan son­ra, Bit­lis De­re­sin­de, kar­lar ı­çin­de ya­ra­lı ve a­ya­gi ki­ril­mis hal­de düş­man kuv­vet­le­ri­ne e­sır düş­tu.
Ay­ni gün Di­yar­be­kır’de eş­ki Van Va­lı­sı Ta­hır Pa­sa­nın og­lu Çev­det Be­yin e­vin­de, Be­di­üz­za­man’ın ta­le­be­si Mu­kuş­lu Ham­za E­fen­di ve kar­de­si Ab­dul­me­cid ta­ra­fin­dan I­sâ­râ­tu’l-İ’caz tef­si­ri temize çekilirken, kâgidin üzerine mu­rek­kep do­kul­erek kıv­ril­mis bir yi­lan sek­li­ni al­dı. (Bu tarihin Rumî takvime göre olması halinde, Miladî’ye göre Üstad Bediüzzaman 3 Mart’ta esir düşmüş demektir.)
1919: İş­tan­bul’da Te­â­li-i İş­lâm Ce­mi­ye­ti (Eski adı Müderrisîn) ku­rul­du.
1928: Yar­dim­se­ven­ler Der­ne­gi ku­rul­du. Da­ha çok ma­son­la­rin ku­me­len­di­gi bu der­nek, gös­ter­dı­gi fa­a­lı­yet­ler­le bir­çok un­lu şah­si­ye­ti de sâ­i­be al­tin­da bi­rak­tı.
1932: CHP’nin des­te­giy­le meshûr Hal­kev­le­ri ku­rul­du.
1932: Çin nu­fû­zu­nu kır­mak iş­te­yen Ja­pon­ya, bir su­re­dir et­ki­le­di­gi Man­çur­ya’da kuk­la bir hu­kû­met kur­dur­du.
1959: Lon­dra Ant­las­ma­sı. İn­gi­liz ko­lö­ni­si o­lan Kib­ris’a ba­gim­siz­lik ka­zan­dı­ran Lö­zan an­las­ma­sı, Türk, Yu­nan ve In­gi­liz di­sis­le­ri ba­kan­la­ri (Zor­lu-Ka­ra­man­lis-McMil­lan) tarafından im­za­lan­dı.

Hey ikiyüzlü dünya! Git, uzak dur benden
Dün ak dediğine bugün kara diyorsun
Dün sağlam dediğine bugün yara diyorsun
Dün hiç tanımazken şimdi gel, ara diyorsun
Hey ikiyüzlü dünya! Git, uzak dur benden
 
AKTÜEL  Es-Sadr’ın siyasetten çekilmesi
 
Irak’taki Müslüman Şiîlerin dinî liderlerinden Mukteda Es-Sadr’ın “siyasetten çekildiklerine ve dinî faaliyetlere ağırlık vereceklerine” dair memnuniyet uyandıran açıklaması, bize Üstad Bediüzzaman’ın şu hakikatli sözlerini hatırlatmış oldu: “Saltanat-ı dünyeviye aldatıcıdır.
...Mısır’da Âl-i Beyt namına teşekkül eden devlet-i Fâtımiye hilâfeti ve Afrika’da Muvahhidîn hükûmeti ve İran’da Safevîler devleti gösteriyor ki, saltanat-ı dünyeviye Âl-i Beyte yaramaz; vazife-i asliyesi olan hıfz-ı dini ve hizmet-i İslâmiyeti onlara unutturur. Halbuki, saltanatı terk ettikleri zaman, parlak ve yüksek bir surette İslâmiyete ve Kur’ân’a hizmet etmişler.”
Mektûbât, s. 100
 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.