Bu haber kez okundu.

Çamlıhemşinli ailenin kızından ilginç bir eser

OLCAY GÜRAN KİMDİR;

Rize - Çamlıhemşinli bir anne ile Artvin - Şavşatlı bir babanın çocuğu olarak 1963’te İkizdere’de doğdu. Babası Türk Dili Edebiyatı öğretmeni, annesi terzidir. 1968/69’da Erzurum - Aşkale’de başladığı İlkokul eğitimini, 1974/75 öğretim yılında Hatay - Kumlu ’da tamamladı. Ortaöğretimine Van - Erciş’teki Alpaslan Erkek Öğretmen Lisesi’nde başlayan Güran, 1975 yılında yatılı eğitim veren Gaziantep - Kilis Kız Öğretmen Lisesi’ne geçiş yaptı. 1979/80 öğretim yılında biten lise eğitiminin ardından 1982/83 Eğitim yılında sınavlarına girdiği İstanbul - MSGSÜ’nün Tekstil Ana Sanat Dalı Lisans bölümünü kazandı ve 1986’da bu bölümden mezun oldu.

20 Ağustos 1986 - 23 Temmuz 2012 yılları arasında İstanbul’daki ABD ve AB ülkelerine hazır giyim ihracatı yapan tekstil fabrikalarında, ‘Giysi Tasarımcılığı, Satış Koordinatörlüğü, Satış ve Tasarım Departman Yöneticiliği’ görevlerini üstlendi. Giysi tasarımcısı olarak hazırladığı koleksiyonlarıyla Avrupa ülkelerindeki moda ve tekstil fuarlarına katıldı.

2011’de MSGSÜ Moda ve Tekstil Tasarımı bölümünde başladığı yüksek lisans eğitimini “Hazırgiyim Sektöründe Tasarım Süreçleri ve Marka Oluşturma Yöntemleri” başlıklı tezinin 3 Kasım 2016’da onaylanmasıyla tamamladıktan sonra çocukluk düşü olan yazmayı sürdürmeye karar verdi.

ZEKO’NUN MEDİYE’Sİ

Olcay Güran Zeko'nun Mediye'si adlı kitabını Anadolu'da ilkokul'dan sonra okula gönderilmeyen kadınlara adadığını belirttikten sonra bakın neler söylüyor. "Kitapta babası tarafından çok sevildiği için Zeko'nun Mediye'si diye çağrılan bir genç kız var. Aslında o babasının çok değerli kızı. Okula gidiyor fakat milyonlarcası gibi ortaokula gönderilmiyor. İlk kahramanım ilkokuldaki sıra arkadaşımdı. Bundan kırkbeş yıl önce Hatay ilinin Kumlu kasabasında Kumlu Ortaokul'unu açıp ilk müdürü olan babamın ısrarlarına karşın babası arkadaşımı ortaokula göndermemişti. Eğitimime devam ettiğim ve mesleğimi elime alıp çalışmaya başladığım sonraki yıllarda da arkadaşımı unutmamıştım. Bir gün telefonum çaldı ve derinden bir ses, "Bil bakalım ben kimim dedi," "Tanıyamadım," dedim. "Ben senin ilkokul arkadaşınım," dediğinde, ben de ona, "Benim bir tane ilkokul arkadaşım var adı da Fatma," dedim. Adını soyadı ile tekrarladığımı ve unutmadığımı duyunca ağlamaya başlayan arkadaşım, "Telefonunu annenden aldım ona benim evlenip çoluk çocuğa karıştığımı söylemişsin fakat, ben senin ailenle Kumlu'dan ayrılmandan sonra ağladım, yemedim, içmedim ve o kadar ısrar ettim ki babam ikna oldu, okula gittim, okudum, hemşire oldum," dedi.

Romanın çıkış noktası olan kızların ilkokuldan sonra okutulmaması hakkında Türkiye'de neler olduğunu araştırdım ve gördüm ki 1950'li yıllarda köy muhtarları ev ev dolaşıp kızların okutulmaması için ailelere baskı yapıyorlarmış. Atatürk'ün başlattığı aydınlanma çağının en önemli eğitim kurumlarından biri olan Köy Enstitülerinin, açıldığından beri eğitim programını eleştiren düzenini bozmaya yönelik karalama yapan ve kapatılmasını isteyenler; çağdaş uygarlığa giden yolda cinsiyet ayrımı yapmaksızın köylünün okula gitmesini, okumasını ve ‘gözünün açılmasını,’ sorumluluk almasını istemeyen, eğitilirlerse onları istediği gibi sömüremeyeceğini anlayan Osmanlı’dan beri köylünün kanını emen, aralarında büyük toprak sahibi ağalarının da bulunduğu Erk'ti. Bu Erk'in ikna ettiği yine halktı. Bugün üretmeyen bir toplum haline gelmemize, okuyup araştırmayan geniş halk kitlelerinin kadınları okutmayarak gelecek kuşakların da iyi yetişmemesine neden olmaları sonucunda geldiğimizi söyleyebiliriz.

Eğitilen köylünün zor kontrol edileceğini düşünen bu yönetici Erk nedeniyle milyonlarca küçük kız okula gidemedi. Büyükannelerimiz ve annelerimiz olan bu kadınlar eğer okula gönderilmiş olsaydı kuşkusuz bugün Türkiye daha ileride olacaktı. İşin ürküten yanı aynı düşüncelerin hala egemen olmaya çalışıyor olması. İnsanın üretmesini, ürettiği ile gurur duymasını engelleyen bu düşünceleri yoketmenin yolu daha çok sayıda küçük kıza, genç kıza, kadına ulaşmak. Kitabımı kahramanım gibi Anadolu'nun bir köşesinde, dağın başında bile yaşasa bütün kadınların okuması, okuduktan sonra kendine uygun bir meslek edinebilmek için umutlanıp bir adım atması için yazdım. Atatürk'ün," Eğitimde feda edilecek tek bir fert yoktur," cümlesi de başka bir esin kaynağım oldu. Nerde bir çiçek açacağının belli olmadığı gibi nerede doğarsa doğsun eşit eğitim koşullarından yararlanan her bir kişinin gelecekte yaşadığı dünyaya katkısının ne olacağını bilemeyiz. Yaptığı buluşlarla içinde yaşadığı toplumu bir adım daha ileriye götürecek bir bilim insanı olabilecekken o kayıp tek kişilerden biri olmasın. Yalnızca kadınlar değil bir tek insana bile esin kaynağı olabilirsem onur duyarım."

Temin için ; D&R ,Pandora,İdefix,Emek Kitap,İnkilap

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.