“(Ey Muhammed!) Musa’nın haberi sana geldi mi?

Hani Rabbi, iki kat kutsal kılınmış bir vadide (Tuva vadisinde) ona şöyle seslenmişti:

“Haydi Firavuna git! Çünkü o azmıştır/Haddini aşmıştır!”

“Ona de ki: İster misin (küfür ve isyanından) temizlenesin? Tertemiz olmayı ister misin (ey Firavun?)

İmdi (cevabın evetse), ben seni Rabbine doğru yönelteceğim ve sen de kendine çekidüzen vereceksin!” (Gel, seni Rabbinin yoluna yönelteyim de, saygıyla O’na teslim olasın!)(Naziat: 79/15-19)

Biri, insanlığın zirvesi, Musa Kelimullah; diğeri kibrin, bencilliğin, enaniyetin, zulmün zirvesi Firavun aleyhil lane…

Merhametin sonsuz kaynağı Cenab-ı Hak, “insanlık içinden seçtiği elçisini” gönderiyor. Kime?

“Ben sizin en büyük Rabbinizim”(Naziat: 79/24) iddiasıyla insanlığın kanını emen, canını alan, kadınlarını köleleştirip erkeklerinin el ve ayaklarını çaprazlama kestiren Firavuna, zulmün babasına…

Neden gönderiyor? Çünkü O, “yarattığı hiçbir varlığı gereksiz/amaçsız/gayesiz/boşuna ve en önemlisi cehenneme odun olsun diye”(Enbiya: 21/16) yaratmamıştır.

“Allah kullarının küfre düşmesinden asla razı değildir.”(Zümer: 39/7)

“Git ey Peygamberim Musa! Firavuna git, selamımı söyle ve ona de ki:

Ey Firavun! Ey bunca günaha batmak suretiyle kendi kendini helake sürükleyen Adam! Ey yaratılış gayesini unutan zavallı! Varlığını ve varlığını sürdürmek için her anında kendine muhtaç olduğun yüce kudrete kafa tutan kafası karışık!

Beni, senin de benim de Efendimiz olan “âlemlerin tek sahibi ve Maliki” Allah özel olarak sana gönderdi. Ben Allah’ın Elçisi’yim. Elçiye zeval olmaz! “Ona deki” dedi:

(Bunca yanlışlarına, hatalarına, kusurlarına rağmen) “Tertemiz olmak ister misin? Tüm kötü ve çirkin tortularından arınmak istemez misin?”

Hayata ve varlığa yeniden temiz bir sayfayla bakmak ister misin? Elindeki, önündeki “dev aynayı” kaldırıp, “hakikat aynasına” bakmak ister misin ey kendini dev gibi gören cüce?

“Haydi, tut elimden! Sana Rabbinin yolunu göstereyim!”

Hiç kuşku duyma ki, eğer Rabbinin yolunu öğrenir, O’nun yoluna girersen, yüreğine iman lezzeti düşerse, O’nun azametinden dolayı yüreğinde derin bir saygı meydana gelecek ve işte o zaman düzeleceksin!

Bak Allah (cc), senden bile hâlâ umudunu kesmedi. “Ey Habibim! Cehennemlikleri sen mi kurtaracaksın?”(Zümer: 39/19) demedi.

“Ben, yarattığım o kişiyle baş başa bırak!”(Müddessir: 74/11) demedi.

Haydi, şimdi tut elimden!

Unutma! Evin saray gibi ama “Cehennemin de her biri saray büyüklüğünde kıvılcımları var!”(Murselat: 77/32)

Unutma! Etrafında pervane olmuş adamların var. Ama “O (cehennem) ateşinin başında acımasız, katı ve sert melekler var!”(Tahrim: 66/6) Bir vuruşta binlerce kişiyi böcekler gibi ateşe sürenler var.

Unutma! Pişmanlık can bedendeyken fayda verir! “O gün (Kıyamet günü) insan yaptıklarını bir bir hatırlar ve (pişman olur) ama oradaki hatırlama ve pişmanlığın ne faydası olacak?”(Ğaşiye: 89/23)

Kardeş (insanlıkta kardeş)! Tut elimden! Tüm çirkinliklerden arınmak, tertemiz bir sayfa açmak istemez misin? Öyleyse tut elimden!

“İnsanları Allah’a, O’nun yoluna çağıran… kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?”(Fussilet: 41/33)

Bir kendine baktı Firavun, malına-mülküne, sahip olduklarına, dünyevi gücüne, adamlarının sayısına baktı bir de Musa aleyhisselama… Öfkesi kabardı, sert konuştu, azarladı, “Rabbinden uzanan kurtuluş elini reddetti.”

Tutmadı Elçi’nin elini… Elinin tersiyle itiverdi. Birçok sebep buldu “küfrünü örtmek, gizlemek adına.”

Musa’nın çok eksik yönleri vardı ona göre. Onu kendi sarayında büyütmüştü ve Musa “nimete nankörlük” etmekteydi. Kazayla da olsa can almıştı. Kekemeydi, konuşma özürlüydü. Etrafında da kimsecikler yoktu…

Firavuna göre Musa aleyhisselamın en büyük hatası ise, “Firavunun kurduğu dünya düzenini” yıkmak istemesiydi. Haklı buldu kendini ve uzanan eli tutmadı…

Fazla uzun sürmedi, kibir ve enaniyet deryasında yüzen Firavun Kızıldeniz’in ortasında “can pazarında” bulunca kendini aklı başına geldi. Öyle ya “can tatlıydı, pabuç pahalıya mal olacaktı.”

“Hayır! Gözünüzü açın! Can boğaza dayandığında, “yok mu bir kurtarıcı?” diye feryat edilir.”(Kıyame: 75/26-27)

Hakikat perdesi aralanmıştı Firavuna. Ölümle baş başa kalınca gerçekler gün yüzüne çıkıyordu. Ne mal, ne mülk, ne makam ve ne de adamlar bir anlam ifade etmiyordu. Bugün varsa tek kurtuluş yolu,

“Musa’nın elinden tutmaktı. Elçinin uzattığı kurtuluş ipine sımsıkı sarılmaktı.” Ama zamanında yanı başındayken tutmamıştı elinden, şimdi arada dağlar gibi “dalgalar varken nasıl uzanacaktı o ele?”

İş işten geçtikten sonra “hakikatin farkına vardı.” Kızıyordu bugüne kadarki hatalarına, hayatın gerçeklerini ıskalamasına öfkeliydi Firavun.

“Ama Allah’ın size olan öfkesi/gazabı sizin kendinize duyduğunuz öfkeden kat be kat daha büyüktür.”(Mümin: 40/10) hakikati gerçekleşmişti artık.

“Musa’nın Rabbine iman ettim!” diye feveran etti ama bu imanın bir faydası olmadı. “Kıyamete dek insanlık için bir ibret vesikası olmuş oldu.”(Yunus: 10/92)

Kardeş!

“İnsanları Allah’a, O’nun yoluna çağıran… kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?”(Fussilet: 41/33)

İnsanlığı kendine değil, Allah’ın yoluna, hakka, hakikate, Camiye, Mescide, Kur’an okumaya, dinini öğrenmeye davet eden Müftülerimize, Vaizlerimize, İmamlarımıza, Kur’an Kursu hocalarımıza ve bu yolda gayret sarf eden kadın-erkek tüm “Din Gönüllülerine” selam olsun!

“1-7 Ekim Camiler ve Din Görevlileri Haftası” münasebetiyle onlara minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz. İyi ki varsınız. Uzatın elinizi de öpelim kardeş!

“Bugün hatalara bakma, eksiklikleri araştırma, kirli çamaşırları ortaya dökme” zamanı değil kardeş, bugün “kenetlenme zamanı, kadr-u kıymet bilme” zamanıdır.

Hatasız olan sadece Allah’tır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ali KAMBUR 3 hafta önce

Sevgili Hocam, öncelikle sizin ve camianızın haftasını kutluyorum. Aslında sizler öylesine önemli bir görev yürütüyorsunuz ki bunu bir hafta ile kısıtlamak mümkün değildir. Topluma yön veren, insanları günlük hayatın çekiciliğinden bir an olsun ayıran ve hakikati hatırlatan çok önemli bir vazife icra ediyorsunuz. Diyanet İşleri Başkanlığının resmi manada dünyada İslam dinini en iyi temsil eden kurum olduğunu düşünüyorum. Özellikle sizleri, etrafınızdaki insanlar ve cami cemaatiniz için verdiğiniz çabaya bizzat şahit olan biri olarak kutluyorum. Sizlere; din adamı imajına, temsil gücüne, çözüm misyonuna ve mesleki saygınlığı sağlama noktasında kazandırdıklarınızdan dolayı da ayrıca teşekkür ediyorum. Selam ve sevgilerimle...