Sabahın berrak aydınlığını temsil eden kuşluk vakti şahit olsun (andolsun!). Karanlığın dibini bulup sakinleşen gece şahit olsun ki, Rabbin seni ne terk etti ne de sana darıldı. Kaldı ki, sonrası senin için öncesinden daha hayırlı olacaktır. Ve zamanı gelince Rabbin sana bahşedecek, sen de (bundan) hoşnut ve razı olacaksın.

O seni bir yetim bulup barındırmadı mı? Yolunu kaybetmiş olarak bulup doğru yola yöneltmedi mi? Seni ihtiyaç içinde bulup zengin etmedi mi?
... Öyleyse Rabbinin sonsuz nimetlerini anlat da anlat! (Duha Suresi)

Vahyin inişinde bir ara kesilme olunca
Hz. Peygamber (sav) endişelenmişti. Her şeyde olduğu gibi bu hususu da fırsat bilen müşrikler vahyin kesilmesini dillerine dolamışlar ve “Rabbi Muhammede darıldı, Rabbi onu terk etti” gibi sözlerle onu rencide temeye başlamışlardı. Duha suresiyle Hz. Peygamber (sav) teskin ve teselli edilmiş ve gelecekle ilgili büyük müjdeyle taltif edilmişti. Zımnen:
“Rabbinin seni bırakması ve sana darılması şöyle dursun, Rabbin sana gelecekte büyük nimetler bahşedecek, tıpkı geçmişte ettiği gibi” denmekteydi.

Dünyaya gelmeden önce babasını, altı yaşındayken annesini, sekizinde dedesini kaybetmiş yetim ve öksüz bir çocukluk dönemi geçirmişti. Öyle ki, süt emzirmek ve geçimini sağlamak için Mekke’
ye gelen kadınların hiçbiri küçük Muhammed (sav)’in ailesinin fakirliğinden onu almayı kabul etmemiş, Halime, başka birini bulamadığı için ona süt annelik yapmayı kabul etmişti. Hayranlığını şöyle dile getirmekteydi:
“Odaya girdiğim zaman, O, sütten daha ak bir yün kumaşa sarılmış, kendisinin altına da yeşil ipekten bir sergi serilmişti.Sırtüstü yatırılmış, mışıl mışıl uyuyor, kendisinden misk kokusu geliyordu.
Sevimliliğine ve yüzünün güzelliğine hayran oldum.Kendisini uykudan uyandırmaya kıyamadım.Ellerimi göğsünün üstüne yavaşça koyduğum zaman, gülümsedi ve bana bakmak için gözlerini açtı.Hemen, iki gözünün arasından öptüm ve kucağıma aldım.
Ben başka çocuk bulamadığım için onu almıştım ama sonra anladım ki kâinatın en bereketli, en kıymetlisine süt anne olmuştum.” (M.Asım Köksal, İslâm Tarihi)

Vahşet dolu bir çağın karanlık bir dönemin,
O mukaddes nuruna muhtaç iken tüm zemin,
Dünyaya göz açmıştı Mekke’deki mümtaz kul,
Ey Nebiler nebisi, hoş geldin büyük Rasül! (Yusuf Turabi)
Anne-baba ve dedesini kaybeden Hz. Peygamber (sav) amcası Ebu Talib’in yanında kalmaya başlamıştı ama ailenin ekonomik durumu iyi değildi.

“Amcası Ebu
Talib’in evinde
, sofra kurulunca kalabalık olan çocuklar sofraya üşüşür, bir anda yemeği silip süpürürlerdi. O ise belki çekindiğinden belki terbiyesinden hep çağrılmayı beklerdi. Durumun farkında olan amca onu yanına alır ve doymasını sağlardı.”(Köksal, İslâm tarihi)
Duyunca makdem-i teşrifin Âdem-i sulbipakinden
Değişti habbeye bağ-ı cihan-ı ya Rasulellah!
(Hz.Adem cennette iken kendi soyundan senin geleceğini öğrenince, yasak meyveden yiyerek cenneti bırakıp senin için dünyaya indi ey Allah’ın Rasulü!”

Öyle bir ortamda yaşıyordu ki, etrafta üç-beş Hanif’ten başka
tevhid inancı üzerinde hiç kimse yoktu. Puta tapanlar, maddeye, güneşe, aya, nefis ve hevaya tapanlar doldurmuştu mübarek beldeyi. Gerçek hayatın bu olmadığını biliyor ancak hakikate nasıl ulaşacağını bilmiyordu. Yapabildiği şey
“Hıra”nın sessizliğinde tefekkür etmekti. Rabbi onun arayışına “Yolunu kaybetmiş olarak bulup doğru yola yöneltmedi mi?”ayetiyle işaret etmekteydi. Ve sonunda İslâm Nuruyla müşerref kılındı.

Bu haki
r nasıl yazsın sana layık tını,
Ey nebi, Yüce Allah övmededir zatını,
Dil aciz, ne söylesem, sen ondan çok âlâsın,
Âlemleri sulayan bir derya gönül tasın.
Bir ben miyim tutkunun? Aşık ırmak su sana,
Gülümser dal üstünde çiçek kokusu sana! (Mustafa Necati Bursalı)
“Bir gün Ayşe annemizin yanında Hz. Yusuf (as) ve Mısır’daki hayatından söz açılır. Mısır’daki saray sosyetesi kadınların
Hz
. Yusuf’un güzelliği karşısında dayanamayarak elma yerine ellerini doğradıklarından söz edilir. Kadınlık duyguları galeyana gelen annemiz der ki:
“Ne yani! Mısır’da üç beş kadın Yusuf’u görünce onun güzelliği karşısında hayrete kapılıp parmaklarını doğramışlar. Bu da büyük bir şey mi sanki? Mısır kadınları, Yusuf aleyhisselamı görünce, meyve bıçaklarıyla ellerini kestiler. Eğer benim efendimi görmüş olsalardı, ellerindeki bıçakları sinelerine saplarlardı.”

lbuki benim sevgilim öyle güzel ki onu bir kere gören, benim sevgilimin cemalini bir kere seyreden nice binler vardır ki, onun yolunda başlarını vermişlerdir.Hattâ onun yüzünü bile görmedikleri halde ona inanmış nice binler vardır ki onun uğrunda boyunlarını verdiler de o başı verenlerin haberleri bile olmadı. Onun uğrunda nice canlar verildi de o canların sahipleri can verdiklerinin farkına bile varmadılar.”
Suya virsun bağ-ban gül-zarı zahmet çekmesun
Bir gül açılmaz yüzün tek virsemin gül-zare su.

Bahçivan boşuna zahmet çekmesin; Gül bahçesini sele versin (mahvolmaya bıraksın). Çünkü bin tane gül bahçesini sulasa, senin yüzün gibi bir gül açılmaz (yetiştiremez.)” (Fuzuli, Su kasidesi)
Ne mutlu ümmeti Muhammed (sav) olanlara! Ne mutlu o kutlu nebininkadr-ü kıymetini bilenlere! Onun getirdiği

İslâm’ın güzelliklerine kendisini teslim edenlere! Ne mutlu onun sevgisini kalbinde taşıyanlara! Ne mutlu ona layık ümmet olmak için çırpınanlara!

Vay ki halimize vay!
Eyvahlar bize!
Elimizde bir harfi bile değişmemiş, sözlerin en güzeli, en mücmeli, en büyük mucize ilahi kelâm Kur’an gibi bir derya; Önümüzde insanlığa gönderilmiş en kıymetli insan, numune-i imtisal, kıyamete kadar “en güzel örnek” Muhammed Mustafa (sav) dururken biz hâlâ arayış içindeyiz.
12 Ocak 2014 Pazar akşamı Mübarek Mevlid kandilidir. Tüm İslâm âlemine barış, huzur ve mutluluklar getirmesini niyaz ederken Hz. Peygamber (sav) için ancak şu söz söylenebilir: İyi ki hayatımıza güneş gibi doğdun ey kutlu Nebi! “Selam olsun doğduğun güne…”

Alman Şairi
Göthe’nin mısralarıyla noktalayalım:
Kardeş! Ayırma bizi koynundan,
Yoksa bizi çöllerin kumu yutacak,
Güneş kanımızı kurutacak.
Kardeş ! Dağın ırmaklarını,
Ovanın ırmaklarını,
Hepimizi alıp koynuna,
Eriştir bizi yüce Yaratana… 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
mücahid 6 yıl önce

allah (cc) hz. peygamber (sav)'e layık ümmet olmamızı nasip etsin

Avatar
m.kazdal 6 yıl önce

rabbım resulune layık ummet olmayı cumlemıze nasıp eylesın

Avatar
Musa Şahin Korkmaz 6 yıl önce

diline sağlık hocam.aydınlatmaya devam....

Avatar
op.Önder 6 yıl önce

hz. peygamberin bıraktığı, kuran'a ve yaşama şekline(sünnet) sarılmak gerekir.
"iyi ki doğdun ya resulallah"
emanet bırakılan iki esas( kuran-sünnet) herkesi doyurmaya yeter.
yusuf hocam allah razı olsun bir sonraki konuda buluşmak üzre allaha emanet