İSRA VE MİRAÇ MUCİZESİ

04 Haziran 2013, 14:50
Bu makale 1023 kez okundu
İSRA VE MİRAÇ MUCİZESİ

Recep ayının 27. Gecesi Miraç Kandili’dir. (6 Haziran 2013 Çarşamba akşamı) Bu vesileyle yazımıza geçmeden önce bütün İslam Âlemi’nin kandilini kutlar; insanlığa barış, huzur ve kardeşlik getirmesini Yüce Allah’tan niyaz ederim.
Miraç Mucizesi iki aşamadan oluşmaktadır.
1-İSRA:
“Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (İsra:17/1)
Ayetin tahlilini şöyle yapmak mümkündür:
a)-Allah Teâlâ (cc) Neden kendisini tenzih etmekle söze başlamıştır?
Kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya yürütmesi, O'nun noksan sıfatlardan uzak olmasını gerektirir. Bu özelli¬ğe sahip olmayan bir varlık bu gece yolculuğunu gerçekleştiremez. İsrâ olgusu, çok yönlü ve sırlarla dolu olan bir uygulama olduğu için, Yüce Allah yaptığı işe göre sıfatını ayetin başına koymuş oldu. (Prof. Bayraktar Bayraklı tefsiri)
Ayeti Kerimeye (Subhan) kelimesiyle başlanmıştır. Bu, İsra mucizesinin zihin tarafından tasvir edilmesi ve yorumlanması sırasında, Allah’ın mutlak aşkın ve tüm beşeri niteliklerden beri olan yüce zatına yönelik her tür kişileştirme ve indirgeme teşebbüsünü daha baştan reddetmeyi amaçlar.
b)-Ayette Hz. Peygamber (sav) için “Kul” kelimesinin kullanılması:
Hz. Peygamber (sav) için kulunu (abdihi) ifadesinin kullanılması, peygamberin beşeri ve sınırlı kimliğini aşkınlaştırmamayı telkin eder. Peygamberi ilahlık derecesine yükseltmemeyi amaçlar.
c)-Neden “bir kısım ayetler” ifadesi kullanılmıştır?
Ayetlerimizden bir kısmını (min ayatina) denmesi de; her şeyi gören sadece Allah’tır ve Hz. Peygamber de dâhil hiçbir insana aşkın hakikatlerin tümünün sunulmadığını gösterir.
İsra olayı anlaşılmaya çalışılırken bu sınırlar gözetilmeli, ne Allah’ın aşkın yüceliğine halel getirecek, ne Peygamber’i beşeri kimliğinden soyutlayacak, ne de aşkın hakikatlerin tümüne Hz. Peygamber’in vakıf kılındığı anlamına gelecek bir yoruma meydan verilmelidir. (Mustafa İslamoğlu, Gerekçeli meal ve tefsir, 528)
d)-Mescid-i Haram neresidir?
Mescid-i Haram: Kâbe’nin içinde bulunduğu, "canlı bir varlığın öldürülemediği, öldürmenin yasak olduğu Mescid" demektir. Kâbe, Bakara 125. Ayetin ifadesiyle (Mesabetel Linnas) yani "insanları kendine getiren, iç muhasebesi yaptıran; anla¬yış, bilinç ve ahlaki bakımdan kendilerine çekidüzen vermelerini temin eden bir eğitim ve ibadet yeri"dir. İnsanlığın din ve kültür merkezi olan bu üniversite de insanlar kendilerini bulmakta ve kendilerine dönmekte-dirler. (Bayraklı)
e)-Mescid-i Aksa neresidir?
Mescid-i Aksa: Tefsircilere göre bu, Kudüs’te bulunan ve çevresinin bereketli kılındığı ifade edilen Süleyman Mabedi ve çevresinde yer alan verimli topraklardır. Buradaki sorun, ayetin indiği tarihte Kudüs’te Süleyman Mabedi’nin tamamen harap bir halde bulunmasıdır. Bu durumda iki ihtimal vardır:
1-Buradaki Mescid-i Aksa, aynen Beytül Ma’mur gibi “göklerin ötesindeki en uzak mescid” anlamına gelir. Rum 3’te Filistin topraklarının “yakın” olarak nitelendirilmesi bunu teyit eder. Muhammed Hamîdullah, ayette geçen "en uzak mes¬cid" anlamına gelen Mescid-i Aksa’nın Kudüs'teki mescid olamayacağını, bunun "semavî bir mescid" olması gerektiğini savunan görüşü tercih eder. (Diyanet, Kur’an yolu tefsiri)
2-Hz. Peygamber (sav)’e İsra mucizesinde gösterilen Mescidül Aksa, Süleyman Mabedi’nin yıkılmadan önceki halidir. Ayetin devamında ayrıntılı bir biçimde İsrailoğullarından söz edilmesi bunu teyit etmektedir. (İslamoğlu, age,528)
Bu görüşe katılan İbn-i Aşur, ayette Hz. Muhammed (sav)'in ümmeti tarafından eski mabedin yeniden inşa edileceğine bir işaret bulunduğu kana¬atindedir. (Diyanet, Kur’an yolu tefsiri)
2-MİRAÇ:
“Doğmaya başladığı zaman Yıldız’a andolsun ki, arkadaşınız ne sapıtmış ne de eğri yola gitmiştir. Ne de kendi keyfinden konuşmaktadır. Bu (Kur’an) kendisine indirilen bir vahiyden ibarettir. Onu, çok güçlü, üstün niteliklerle donatılmış biri öğretti. O, ufkun en yüce noktasındayken asıl şekliyle göründü. Sonra yaklaştıkça yaklaştı, derken iyice sokuldu; öyle ki, iki yay aralığı hatta daha az bir mesafe kaldı. (Allah) kulu¬na ne vahyettiyse vahyetti. Gözün gördüğünü kalp yalanlamadı. Şimdi siz şüpheye düşüp gördükleri hakkında onunla tartışmaya mı kalkışıyorsunuz? Doğrusu onu bir başka iniş sırasında yine görmüştü; en sonuncu sidra ağacının yanında, vaat edilen cennetin görüntüsü eşliğinde, kaplayan o şey sidreyi kuşattığında… Göz ne şaştı ve kamaştı, ne de haddi aştı: Hakikaten de o, Rabbinin en büyük ayetlerinden birini görmüştü.”
(Necm:53/1–18)

Ayetlerden çıkan sonuçlar:
a)-Kur’an Allah Kelamıdır:
Sizler, Hz. Muhammed'e (s.a) sırf insanlara Kur'an'ı tebliğ ettiği için öfke duyuyorsunuz. Oysa bu Kur'an'ı O uydurmamıştır ve onu kendi çıkarları için tebliğ etmemektedir. Bu Kur'an, Ona Allah tarafından vahyolunmuştur ve vahyolunmaya devam edilmektedir. O, Peygamberliğini Peygamber olma hevesiyle değil, Allah kendisine emrettiği ve Risaleti tebliğ etmesini buyurduğu için ilan etmiştir. Dolayısıyla O, sizlere bir Peygamber sıfatıyla tebliğ etmektedir. (Mevdudi, Tefhim)
b)-Kur’an öncekilerin uydurduğu masallar değildir:
O vahy olunan şeyleri o Yüce Peygamber'e (kuvvetleri pek şiddetli olan) harikulade bir kuvvet ve kudrete sahip bulunan Cibril-i Emin adındaki pek seçkin ve Allah tarafından tebliğ etmekle emrolunmuş bir melek (öğretmiştir) gelip tebliğ etmiş ve öğretmiştir. Artık o Kur'an-ı Kerim'in ayetlerine nasıl (esâtirül evvelin) “öncekilerin masalları" denebilir. (Ömer Nasuhi Bilmen)
c)-Hz. Peygamber (sav) Cebrail (as)ı asli suretinde görmüştür:
O üstün yetenekli melek "yüce ufuktayken" doğruldu. Böylece Muhammed O'nu gördü. Bu olay vahyin başlangıç aşamasında gerçekleşti. O sırada Muhammed, Cebrail'i aslında olduğu gibi, yüce Allah tarafından nasıl yaratılmış ise öyle gördü. Sonra Cebrail kendisine yaklaştı, O'na doğru uzandı, yere sadece iki yay uzunluğu kadar bir mesafe kaldı. Yani birbirlerine alabildiğine yaklaştılar. Arkasından yüce Allah, Kul'una "dilediği" mesajı indirdi. (Prof. Seyyid Kutup, Fi zilal tefsiri)
d)-Miraç esnasında Peygamber (sav)e verilenleri veren kimdi?
"(Allah) kuluna ne vahyettiyse vahyetti" diye çevrilen 10. âyette de öznenin Cebrail veya Cenâb-ı Allah olması muhtemeldir. Birinci ihtimale göre mâna "Bu yaklaşmayı takiben Cebrail, Allah'ın, kulu Muhammed'e gönderdiği vahiyleri ona getirip öğretti" şeklinde olur. İkinci ihtimale göre ise ayeti şöyle yorumlamak ge¬rekir: Rasûlullah Rabbine öylesine yaklaştı ki aradaki vasıtalar kalktı ve Allah Teâlâ kuluna vahyini doğrudan doğruya verdi. Bu ayetlerde miraç sırasındaki geliş¬melerin anlatıldığı kabul edildiği takdirde ikinci yorum daha kuvvetli olmaktadır. (Diyanet, Kur’an yolu)
e)-Peygamber (sav) Miraçta Allah’ı (cc) görmüş müdür?
Hz. Aişe ve taraftarları Peygamberimizin Miraç'ta Allah'ı gözleri ile uyanık halde görmediğini söylerken, İbn Abbas (r.a.) ve onun görüşünü benimseyenler, bunun aksini savunarak Allah'ı gördüğünü iddia etmektedirler.
Mevdudi Tefsirinde: “Eğer Hz. Peygamber (s.a) Allah'ı görmüş olsaydı muhakkak bu kadar büyük bir hadiseyi açıkça anlatmış olması gerekirdi. Aslında Kur'an'ın bu ayetlerinden, Hz. Peygamber'in (s.a) Allah'ı değil, O'nun ayetlerini gördüğü açıkça ortadadır. Fakat bu ihtilaf, bir takım hadisler dolayısıyle meydana gelmiştir” demektedir.
Bunu iki yönlü düşünmek te mümkündür: a) Rabbinin âyetlerinden yani mucizelerinden en büyüğü olan rü'yet mucizesini gördü; âhirette ümmetinin göreceği gibi beni gördü demek olabilir. b) En büyük âyet olan rü'yetin hakikatini gördü demek olabilir. (Diyanet, Kur’an yolu)
Fahreddin Râzî tefsirinde, herhangi bir yön ve karşılaşma söz konusu olmadan Allah'ı görmenin caiz olduğunu beyan ettikten sonra şunları söyler: "Ehl-i Sünnet'e göre görmenin meydana gelmesi kulun değil, Allah'ın iradesiyledir. Allah dilerse gözde, dilerse gönülde idrak halk edebilir. Bu mesele, sahabe arasında da ihtilâfa yol açmıştır. Ancak şunu belirtelim ki, görmenin vuku bulduğu konusunda ihtilâf olmakla birlikte caiz olduğu hususunda ittifak vardır." (Muhammed Hamdi Yazır Tefsiri)
f)-Miraç ruh ve bedenle mi gerçekleşmiştir?
Bu konuda farklı görüşler olmakla beraber âlimlerin çoğunluğuna göre Miraç hem ruh ve hem de bedenle birlikte meydana gelmiştir. Esasen bu konudaki ayet ve hadisler incelendiği ve Mi'rac'ın Mekke'li müşrikler arasında meydana getirdiği yankı dikkate alındığında çoğunluğun görüşünün doğru olduğu yani Mi'rac'ın hem ruh ve hem de bedenle birlikte olduğu anlayışıdır. (Diyanet, örnek vaazlar)
g)-Miraçta Hz. Peygamber (sav)e verilenler nelerdir?
“Allahu Teâlâ, Miraç gecesi Rasulüllah (sav) Efendimiz’i şu üç müjde ve hediye ile birlikte ümmetine göndermiştir:
1-Ümmetinden Allah’a ortak koşmadan ölen kimselerin affedileceği.
2-Beş vakit namaz.
3-Bakara Suresi’nin son iki ayeti. (Müslim, Tirmizi, Nesei, Suyutî)
h)-İsra ve miracı inkâr etmek kişiyi küfre düşürür mü?
Yüce Peygamber'in bir gece içinde Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya götürülmüş olduğu (İsra) ayeti celile ile sabittir. Binaenaleyh inkâr eden kâfir olur.
Mescid-i Aksâ'dan göklere, sidretülmüntehaya götürülmüş, orada Allah'ın tecellilerine kavuşmuş olduğu (Miraç) da meşhur hadisler ile sabittir. Binaenaleyh bunu inkâr edenler de bidat işlemiş ve sapıtmış olurlar.
O Yüce peygamberin bu gecede arş ve kürsüyü, cennet ile cehennemi seyretmiş olduğu da ahâd hadis ile sabittir. Bunu inkâr edenler de hata etmiş sayılırlar. (Ömer Nasuhi Bilmen, Halil Günenç)
SONUÇ: Miraç Hz. Peygamber (sav)’in Kur’an’dan sonra en büyük mucizesidir. İman etmeyenler Rabbimizin ifadesiyle “Eğer sana yazılı bir kitap indirseydik ve ona elleriyle dokunsalardı dahi, inkârda direnenler derlerdi ki: “Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir.” (En’am:6/7) ayetinde olduğu gibi, Allah’tan kendilerine uzanan kurtuluş ipini, boyunlarına takılan idam urganı olarak görmektedirler. Hiç düşünmeden inkâr yoluna sapmışlardır.
Biz müminlere düşen, Yüce Allah (cc), mahiyetini tam anlayamadığımız bir mucizeyi Kur’an’da haber verdiğine göre ve Allah Rasülü de bu konuda bize bilgiler verdiğine göre Hz. Ebubekir (ra)’ın tavrını göstermektir. Mucize lafız itibariyle “insan idrakini aşan” manasına geldiğine göre bunu aklımızla tam manasıyla kavramaya çabalamaktansa “Eğer Hz. Peygamber haber verdiyse mutlaka doğrudur” teslimiyetini göstermektir. Ve bu mucizenin bizlere vermek istediği dersi almaktır. Bir sonraki yazımızda Allah nasip ederse İsra suresi ve hatırlattıklarını işlemeye çalışacağız. Ne mutlu anlamak ve yaşamak isteyenlere…
 

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 17 yorum mevcut

    • Erdem Kambur 1 yıl önce yorumlandı

      hocam sizi bayağıdır takip ediyorum elinize sağlık başarınızın devamını bekliyorum saygılar.

    • hatıce kambur zengın 1 yıl önce yorumlandı

      hocam çok guzel olmuş tesekkurler devamını beklıyoruz saygılar

    • hamit 1 yıl önce yorumlandı

      hocam supersın dılıne saglık başarılar

    • Ayhan ALPAY 1 yıl önce yorumlandı

      hocam çok güzel olmuş,elinize sağlık..

    • ali keskin 1 yıl önce yorumlandı

      hocam yazılarınızın devamıni bekliyoruz başarılar diliyoruz.

    • meryemgenis 1 yıl önce yorumlandı

      başarılarınızı dilerim ...

    • hanife alpay 1 yıl önce yorumlandı

      hocam devamınızı dilerim ... :)

    • nurdogangenis 1 yıl önce yorumlandı

      sayın yusuf hoca sizi çok beğendik başarılarınızın devamını dilerim

    • i.kmbr 1 yıl önce yorumlandı

      hocam yazılarınız bizleri çok aydınlattı. devamını bekleriz ellerinize sağlık.

    • nurdogangenis 1 yıl önce yorumlandı

      sayın yusuf hoca sizi çok beğendik başarılarınızın devamını dilerim

    • Yolcu 1 yıl önce yorumlandı

      hocam tebrik ederim, inşallah gençlere dini konularda aydınlatıcı bilgiler verirsiniz.selamlar.

    • Fatih atay 1 yıl önce yorumlandı

      isra ve miraç hadisesi bir noktadan sonra insan aklının çözemediği bir mucizedir . burada hocamizin teslimiyet konusuna yaptığı vurgular dikkat çekicidir .devamını beklıyoruz

    • Yusuf KAMBUR 1 yıl önce yorumlandı

      yorum yazan herkese teşekkürler. ancak yazıyı okumadan tıklayanlara hakkımı helal etmiyorum.
      kandiliniz mübarek olsun slm.

    • Hayiloğlu 1 yıl önce yorumlandı

      çok saygı değer yusuf hocam sizi ve makalelerinizi çok yakından takip etmekteyiz ve sizden öğrencek çok şey var sizin sayenizde eksikliklerimizi gideriyoruz allah sizden binlerce kez razı olsun

    • akambur 1 yıl önce yorumlandı

      değerli hocam, kendinize özgü sade ve anlaşılır bir dille meseleleri bizlere aktarıyorsunuz. sizi takip ederek birçok konuda aydınlanacağımı düşünüyorum. sizin gibi bir değeri sanal aleme kazandıranları da tebrik ediyorum. yazılarınızı merakla takip edeceğim.

    • başar 1 yıl önce yorumlandı

      hocam sağolun var olun.

    • abdulkadir 1 yıl önce yorumlandı

      tebrikler değerli hocam.günün anlamı işte budur.sizi ve bizlere böyle güzel yazıları ulaştıran abdullah ağabeyimi de kutluyorum

    TÜM YORUMLAR
    banner54
    Hava Durumu
    Tümü Anket
    www.kackar53.com sitenizde neyi görmek istersiniz.

    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:
    Sayfalar
    Linkler
    Karikatür
    • reklam
    Sen de Yaz
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri
    Siz de yazmak istemez misiniz?
    Ziyaretçi Defteri
    Arşiv

    banner17

    banner61

    banner50

    banner46

    banner16