Askerdeydim ve Ramazan ayına girmiştik…

Usta birliğine yeni katıldığımız için arkadaşlarla içli dişli olamamıştık henüz. Birlikte dağıtım olduğumuz tüm arkadaşlar “devre kaybıydı” ve bizleri “kazan dairesi” denilen bir bölüme vermişlerdi…

Görev yerimiz olan “Levazım Maliye Okulunu” ısıtmakla uğraşıyorduk…

Günlerden bir gün el arabalarıyla kömür çekerken arkadaşlar Ramazanın ruhuna uygun sohbetler ediyorlardı!

Yaklaşık on arkadaş vardık ve içlerinde oruç tutan sadece bendim!

Kimisi su içiyor, kimisi kantinden aldığı öte beriyi yiyor kimisi de sigarasını tüttürüyordu!

Dedim ya arkadaşlar “Ramazanın ruhuna” uygun konuşuyorlardı diye!

Kömür taşıma işi devam ederken aralarında konuşuyorlardı. Ben de bu konuşulanlara kulak misafiri oluyordum ama kulaklarıma da inanamıyordum doğrusu!

Arkadaşlar “Alevilik” üzerine konuşuyorlardı!

Özetle; Alevilerin oruç tutmadıklarından, namaz kılmadıklarından ve burada bahsetmekten hicap duyacağım kulaktan dolma bilgilerle Alevileri kendilerince sorguluyorlardı!

Yalnız içlerinden bir arkadaşımız bu konuşmalara hiç katılmıyor sadece dinlemekle yetiniyordu!

Belli bir süre sonra ben bu izandan ve ahlaktan yoksun sohbete müdahale etmek zorunda kaldım!

Askerlik yapanlar bilirler o psikolojiyi. Daha yeni tanıştığın insanlara nasıl yaklaşmalı ve nasıl müdahale etmeli yanlışlara. Cesaretimi topladım ve arkadaşlara dilimin döndüğünce inandığım gerçekleri anlatmaya çalıştım…

O an için onları ilgilendiren şeyin; Ramazan ayı olmasına rağmen, oruç tutmadıklarını ve buna rağmen utanmadan, sıkılmadan gıybet yaptıklarından söz ederek yaptıklarının ne insanlıkla ne de Müslümanlıkla bağdaşmadığını kararlı bir ses tonuyla izah ettim!

Ben anlattıkça onlar sustular, utandılar ve başlarını öne eğerek daha konuşmadan ellerinde ki işe devam ettiler.

Akşam olmuş ve yat komutu gelmişti tüm koğuşa!

Uyumaya çalışıyordum ki, tam o sırada bir el omzuma dokundu.

Yatağımdan doğruldum, kalktım baktım elini bana uzatmış hafif tebessüm ederek ; “ben Erhan Kaya tanıştığımıza memnun oldum” diyen gündüz hiç konuşmadı dediğim arkadaşla yüz yüze geldim!

Bana kısık sesle dedi ki; ben Sivas İmranlı’danım ve Aleviyim ama arkadaşların anlattıkları şeyler o kadar zoruma gitti ki! Sen devreye girdin ve anlattıklarınla yüreğime su serptin. O günden sonra Erhan kardeşim askerde ki en iyi dostum oldu ve bu kardeşim benim çok sevdiğimi bildiği “Necip Fazıl’ın Sakarya Türküsü” isimli şiirini ezberledi.

Cuma günleri Levazım Maliye Okulunun içinde bulunan Kâğıthane de ki “Sadabat Camiin” de benimle birlikte Cuma namazları kıldı!

Bütün bunları neden anlattığımı anlamışsınızdır…

Tarih boyunca Alevilerin devlete ve devleti idare eden güce karşı hep mesafeli olduğu bir gerçektir!

Bu durum, temelde inançları aynı kaynaktan beslenen “Alevi” ve diğer “İslami düşünce” sahibi vatandaşlar arasında derin ayrılıklara ve maalesef bilgi kirliliğine sebep olmuştur!

Bu ülkenin tüm dini düşünce akımları gibi Alevi vatandaşlarımızı temsil iddiasın da olan derneklere ve vakıflara da çok büyük sorumluluklar düşmektedir.

Devlet ilk defa olarak bu son dönemde Alevi inancına sahip olan vatandaşlarımıza yetersiz de olsa kucak açmıştır ve sosyal devlet olma bilinciyle hareket etmiştir. Şimdi Alevi Cemaatlerine düşen görev tarihte ilk defa olarak devletin uzattığı bu zeytin dalını siyasi duruşlarına heba etmemeleridir

Yukarda anlattığım hatıram aslında çok şeyi anlatıyor diye düşünmekteyim!

Bu coğrafyada hepimizi derinden yaralayan “mezhep katliamları” yaşanmıştır!

Daha dün; Kahramanmaraş, Sivas Madımak ve Başbağlar katliamları kötü hatıralarıyla belleklerimizdedir!

Maalesef, “hikmeti” yok sayan bu ülkenin insanı, içeriğini bile doldurmaktan aciz bir sürü ipe sapa gelmez “mezhep yalanları” etrafında debelenmektedir!

Bu “acizliğe” maalesef siyasette çanak tutmaktadır!

Din, mezhep ve ırk üzerine siyasette bir defa yol açtın mı, kimsenin kimseyi dinlemeden, anlamadan ve söylenilenlerin niteliğine bakmadan hüküm verme yanlışına düşeceğini ilk önce siyaset yapanların bilmesi gerekmektedir!

Tabii hemen şunu da ifade etmem gerekiyor; yıllarca Alevileri arka bahçeleri olarak gören ve siyasetini bu minval üzerine şekillendiren zihniyetin bugün esaslı bir şekilde sorgulanması da gerekmektedir!

Anadolu Coğrafyasında kaybolmaya yüz tutmuş “huzur cennetimize” değerlerimize tekrar rücu ederek sahip olabiliriz…

Ancak bu inanç dağılan ve yok olmaya giden duygularımızı yeniden feth etmeye ve bu coğrafyada ki kardeşliğimize giden yolu tekrar açacaktır diye inanıyorum!

Ne demişti büyük Alevi Ozanımız Aşık Mahsuni Şerif;

Fani dünyanın sefası bir kuru kavga imiş,

Gerçeğiyle insan olmak her şeyden âlâ imiş!

Görüşmek üzere, Allah’a emanet olun…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Enver Kara 5 ay önce

Ne demişti büyük Alevi Ozanımız Aşık Mahsuni Şerif;

Fani dünyanın sefası bir kuru kavga imiş,

Gerçeğiyle insan olmak her şeyden âlâ imiş! başka söze gerek yok.

Avatar
ahmet aliağaoğlu 5 ay önce

ağzına saglik kalemine güç dilerim...

Avatar
Ahmet Mert 5 ay önce

Alevi dostlarımız candır. Her konuda olduğu gibi bu konuda da cehalet içinde bir toplumuz sayın yazar. Din mezhep ekseninden çıkarıp insan eksenine koymadıkçada mesele sorun olmaya devam edecektir. Arkadaşınız çok şanslı ki sizin gibi arkadaşı varmış,yoksa ömür boyu lanet edecekti orada ki konuşanlara.