Cemal Süreya için yazılmış pek çok yazı“ikinci yeni hareketinin önde gelen şair ve kuramcılarındandır “ ezberini bir şekilde içinde barındırır. Şairleri bile ansiklopedik bir madde olarak algılama kolaylığımız biraz da eğitim sistemimizle ilişkilidir. Öğretmenin verdiği ev ödevini ansiklopediden birebir kopya etmek ne büyük bir marifettir! Evimizi süsleyen o güzel ciltli kitaplar için az mı gazete kuponu biriktirdik bir zamanlar? Tedarikçiye mobilya ölçüsü verenleri bu isin pazarlamasını yapan tanıdıklardan bilirim.

Cemal Süreya kimdir peki? Giren çıkanın hatta kuranın tartışma konusu olduğu ikinci yeni şiirinin kuramcılarından olmasını ve ansiklopedilere, antolojilere sığmış bütün bir yaşamını, ödüllerini bir kenara atıp sadece şunu bilsek; Cemal Süreya, o güzelim“Afyon Garındaki” isimli şiiri yazan kişidir! Bu şekilde Cemal Süreya’yı daha fazla bilmiş olmaz mıyız acaba? Okuyalım, bakalım !

Afyon garındaki küçük kızı anımsa, hani,

Trene binerken pabuçlarını çıkarmıştı;

Varto depremini düşün, yardım olarak Batı'dan

Gönderilmiş bir kutu süttozunu ve sütyeni.

Adam süttozuyla evinin duvarlarını badana etmişti,

Karısıysa saklamıştı ne olduğunu bilmediği sütyeni,

Kulaklık olarak kullanmayı düşünüyordu onu kışın;

Tanrım gerçekten çocukluk günlerinizde mi? ..

Eşiklere oturmuş bir dolu insan

Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Belki, ilk iki dörtlük Fikret Otyam’ın yazdıklarını hatırlatıyordur size.

‘Eşiklere oturmuş bir dolu insan’ da ise tanıdık bir tat var. Köy minibüsündesiniz, kahvehanenin önünden geçerken; korna sesine karşı, dışarda tek sıra oturmuş ihtiyarların yekahenk kalkan kollarına tanıklığınız mı yoksa?

Ve en saf, sebebini bilmeden, hesapsız, kitapsız sevmelerimiz. ‘Keşke yalnız bunun için sevseydim seni’ mısrası, bir zamanlar içimizdeki sevginin içtenliğini hatırlatmaktadır. Cahit Külebi’nin mısraları gibi… (Kamyonlar kavun taşır/Ben hep seni düşünürdüm) İşte bu kadar! Daha ötesi olmayan, ötelerde kalmış bir aşktan bahsedilmektedir… Okuyucuya anlamsız gelen sebepler sadece bu aşkı anlatmanın imkansızlığını vurgulamak içindir.

Cemal Süreya kimdir ? Bir şiiri, ‘Annem çok küçükken öldü/beni öp, sonra doğur beni ‘ diye biten şair değil midir? Bir başka şiiri babasıyla ilgilidir.

Sizin hiç babanız öldü mü?

Benim bir kere öldü kör oldum

Yıkadılar aldılar götürdüler

Babamdan ummazdım bunu kör oldum

Cumhuriyet sonrası devrimlerimiz (!) –çaresizliğin bir erdeme, mecburiyetin özgür seçişe- dönüştürülme çabasıyla açıklanmalıdır birazda. Bu noktada Cemal Süreya, yeni düzenin eleştirisini ‘büyüklere masallar’ kıvamında yapar. Kısa Türkiye tarihi şiirleri buna örnek verilebilir. Çocuk yaşta kaybedilen sadece anne, baba değildir. Üstelik hem annenin, hem babanın kaybedilmesinde, hem de arı dil yaratacağız diye yapılan dil katliamında rejimin izleri vardır….

O yıllarda ülkemizde

Çeşitli hükümlerle

Yetmiş iki dilden

İkisi yasaklanmıştı:

İkincisi Türkçe.

Edip Cansever ve Turgut Uyar ile beraber katıldığı bir hasbihalde yaşlılık ve şiir üzerine konuşurlarken Mayakovski’nin bir sözünü anımsatır. “Genç şairlerin bitmemiş şiiri azdır”.

Cemal Süreya’nın bitmemiş şiiri çoktur… Biten şiirlerinde ise, toplumun eğreti taraflarını eleştirirken bile şiirin estetiğinden ve tadından ödün vermeksizin, yazar…

Bütün mimarlar yüksek, mühendisler de

Bir sen kaldın alçak mimar ey Sinan Usta!

Deniz kaçkını bir millet olduğumuz gerçeğini (!) “Bir kentin dışardan görünüşü”; toplumda lümpenleşme hallerini ise “Onlar için minibüs şarkısı” isimli şiirleriyle anlatır.

….

Buradan taa peygamberler kıyısına kadar

Büyük suları sadece karpuz soğutmada kullanıyoruz

Fatih Sultan Mehmed gemilerini karada yürüttü ya

Deniz kaçkını bir ulusun çocuklarıyız biz o gün bugün

Toprakçıl bir çapadır Denizyollarının arması bile,

Ama dilimizde yine de en ürpertili kelime deniz

Yine de sokaklarda bir kanal eğitimi

Dondurmacılarda bir ikinci kaptan tavrı

Eşyanın konumunu biçimini rengini almışlardır

Koltuğa oturdular mı koltuğun boyuna eklenir boyları

Pat pat pat diye gülerler bir motosiklet neşesiyle

Ama zariftirler de bir bisiklet kazasında ölmeyi akıl edecek kadar

Adorno: “Sanat yapıtları, içinde bulundukları dönemin bilinçsiz tarih yazımıdır.” der. Cemal Süreya da bir bilinç var zamana tanıklık eden, tam tersi onu okuyan, antolojilere sıkıştıranlarda onunla ilgili bir bilinçsizlik hali hakim gibi…

Tekrar ediyorum… –Çaresizliğin bir erdeme, mecburiyetin özgür seçişe- dönüştürüldüğü bir döneme çocukluğuyla tanıklık etmiş ve bu dönemin sonuçlarını görmüştür Cemal Süreya. Ve daha da önemlisi, yazma cesaretini göstermiştir. Az yazmıştır doğru. Edip Cansever gibi fazla şiirden de ölmemiştir kesin ama Cemal Süreya’nın bitmemiş şiiri çoktur!

Yeşil ipek gömleğinin yakası

Büyük zamana düşer.

Herşeyin fazlası zararlıdır ya,

Fazla şiirden öldü Edip Cansever

Sami RENÇBER

samirencber@hotmail.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mahmut. 1 hafta önce

Güzel demişsin.