Osmanlı Devleti, 1914’te İttihat ve Terakki Partisi ve Enver-Talat-Cemal Paşa üçlüsü tarafından affedilmez bir hata eseri olarak I. Dünya Harbi’ne sokuldu. İtilâf devletleri ile 4 ayrı cephede ayrı ayrı çarpışmak zorunda kaldı.
Çanakkale Savaşı dünya tarihinin en kanlı ve Türkiye tarihinin en büyük savaşlarından biridir. İngiltere ve Fransa’nın Akdeniz donanmaları, 18 Mart 1915 sabahı Çanakkale Boğazı’nı cebren geçerek İstanbul’a erişmek için deniz harekâtına başladı.
107 parça savaş gemisi ile Müttefik donanması o zamana kadar dünya tarihinin gördüğü en yoğun denizden bombardıman açarak, Boğaz’da ilerlemeye başladı. Çanakkale kumandanı Cevat (Çobanlı) Paşa, 150 topla karşılık verdi. Denizden geçemeyen düşman kuvvetleri, 25 Nisan günü Gelibolu yarımadasına asker çıkardı ve meşhur Çanakkale Savaşı başladı. Düşman kuvvetleri 1916’da bozguna uğrayarak çekilip gitti. Birinci Dünya Savaşı’nın gidişatını değiştiren Çanakkale Savaşı’nda, İngilizler 205.000, Fransızlar 47.000 kayıp verdi. Bize de 250.000 şehide mal olmuştur.
ÇANAKKALE’DE BİR ASKER
1956'da Melbourne Olimpiyatları için Avustralya'ya giden, güreş kafilesinin başkanı Vehbi Emre anlatıyor; “Oraya vardığımızda bir aile bizi ısrarla evlerine yemeğe davet etti. Yemeğin sonunda, orada Çanakkale Muharebesi'nde bulunmuş olan bir ihtiyar Avustralyalı bize şunları anlattı, İngilizler 17 yaşımdayken beni askere alıp Çanakkale'ye gönderdiler. Bir akşam şiddetli bir çatışmada bir Türk askeriyle karşı karşıya geldim. O kadar yaklaştım ki, süngüsünü göğsümde hissettim. “Tam her şey bitti, öldüm herhâlde.” diye düşünürken, Türk askerinin bana bağırarak, geriyi göstererek bizim siperleri işaret ettiğini gördüm. Hemen toparlanıp siperime geri döndüm. Oradaki tercümana Türk askerinin ne demek istediğini söyledim. Türk askerinin bana: "Bre çocuk! Burası er meydanı. Senin gibi çocuğun ne işi var burada! Haydi, git!" diye bağırdığını belirtti. Ben şimdi onun sayesinde yaşıyorum...
Çanakkale, Sarıkamış başta olmak üzere, binlerce şehitlerimizin kanlarıyla yoğrulmuş bu cennet vatanımızın, birliği, dirliği, huzuru ve bölünmez bütünlüğü için geçmişte ve şimdilerde de şehitlik mertebesine kavuşan, aziz şehitlerimize ve hayatta olmayan gazilerimizi, rahmet ve minnetle anıyor, onlar için dua ediyoruz. Hayatta bulunan gazilerimize de, Allah tan sağlıklı uzun ömürler diliyorum. Not: Rize Valiliğimizin bu yılkı, 18 Mart Çanakkale şehitlerimizi anma günü programı kapsamında hazırlamış olduğu dopdolu, millî ve manevi etkinliklerden dolayı, Sayın Rize Valimiz Ersin Yazıcı beyi tebrik ediyorum. b.a.k.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
MEHMET UZUN 3 yıl önce

Çanakkale Şehidlerine



Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!"
Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ!
Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'un