Bu gerçek hikaye gezilerimiz esnasında ziyaret ettiğimiz Rize iline bağlı Pazar-Hemşin Deresi güzergahına bağlı bir köyde yaşlı amcamız tarafından anlatıldı. İkisi de rahmetli olan Amcamızın çocuklarının birinin bulunduğu yeri yazmıyorum kim olduğu belli olmasın diye. Ve şu an sağ olan çocuklarının bilmesini istemiyorum. Uzundu ben biraz kısalttım. Peki dün öyleydi de bugün nasıl..!

Yıllar önce babam bizi İstanbul’a götürdü o zaman mütavazi bir semtte kalmaya başladık. Tek tük ahşap evlerin birinde kalıyorduk. Bende Bu muhteşem denen şehirde 9 yaşımda çalışmaya başladım. Çalışma dışında özellikle Pazar günü bulunduğumuz semtte sağa sola koşar, sahile iner balık tutardık. Ormanların arasında gezer memleket hasretimizi giderirdik.

Zamanla acımasız teknoloji yavaş yavaş buraya da girmeye başladığında kaldığımız evin yanında 4 katlı bir bina yapıldı. Bugünkülere göre o kadar haşmetli değildi. Âmâ bizim kaldığımız ahşap eve göre çok muhteşemdi. Ve evlerin sayısı artmaya başladı. Bir gün de bizim oturduğumuz ev yıkılıp yenisi yapıldı. İlk günler daha derli toplu bir evde yaşamanın zevkini tattık. Zamanla daha öce balkona çıkıp seyrettiğim boğaz ve gemiler kayboldu. Ormanda koşu yaptığımız tarihi ağaçları göremez oldum. Koşup oynaştığımız caddeler ve arkadaşlar değişti. Ve biz artık o eski İstanbul’u çok ama çok aramaya başladık. Yapacak bir şey yoktu. Bu kez hasret gidermek için kilometreler uzağa gitmek zorunda kalıyorduk. Babam ve Annem vefat etti. Ben onların zamanında bekârdım. Daha sonra evlendim. 2 Çocuk ve torunlar oldu. Ben …. olan oğlumun değil İstanbul’da olanın yanında kalıyordum. …..da kalan çocuğun hanımı şartlı evlenmiş o zaman oğluma demiş ki “ ne sen ne de ben ailelerimizi karıştırmayacağız” mübarekler belki de kontrat ta imzalamışlardı. Oğlan ayda bir İstanbul’a belki de kaçamak gelir, hoş beşten sonra akşama kalmadan dönerdi. Biz hanımla bir gün konuşurken memlekete gitmeye karar verdik.

Akşam evde çocuklara açtım konuyu. İlk öce olmaz dediler ve daha sonra onlarda kabul etti. Yaşı 60’a dayanmış hanım ile köye geldik. Ve burada evimizin sağını solunu toparladık. Kalınacak hala getirip kalmaya başladık. Zaman öyle veya böyle geçiyordu. Alışmıştık.

Bir sene sonra çocuklar arayıp “gelin yahu tek başınıza ne yapıyorsunuz oralarda” diye çıkışınca bir yaş daha yaşlanan hanım “herif gitmeyelim” dedi. Bende “hanım çocuklar çağırdı. Torunlarla biraz zaman geçiririz” dedim. O zaman hatun bana “ tamam herif” dedi.

Gittik İstanbul’a. İlk günler güzeldi. Herkes bize hürmet ediyor. Bizde sıkıntı çekmiyorduk. İlerleyen günlerde gelinin suratı asıldı. Biz bunları görüyor ama ses çıkarmıyorduk. Torunlarda öyle sık sık “dede, babaanne “deyip kucağımıza atlamıyordu. Ben hasta oldum. Doktora götürdüler Prostat imişim. Tabi hastalık beni biraz asabi etti. Her yapılan ağrıma dokunuyordu. Yatmamızı onlar, yemeğimizi onlar, oturacağımız yeri onlar, banyomuzu onlar, gezmemizi onlar belirliyordu. Biz Asker gibiydik. Bu bizi öyle bir hale getirdi ki ben Prostat hastalığımı artık düşünmüyordum. Çileli hanımımı bakıyorum o da bana bir şeyler mesaj vermeye çalışıyordu. Bir gün evde yalnızdık. Hanıma” köye dönelim mi dedim?” birden yerinde zor kalkan hanım “ ne olur herif akşam konuş yarın gidelim” dedi. Bende “hatun Kasım ayındayız. Önümüz Kış memlekette üşürüz” dedim. Bana “yok herif ben seni sobayı yakar üşütmem” dedi. Akşam çocuk kızacak ama söyleyeyim dedim. Ve konuyu açtım. Gelinden ses çıkmadı. Biraz sevinmiş gibi oldu. Oğlan “baba olur mu kışa girdik üşürsünüz ilkbahar gelsin o zaman düşünürüz” dedi. Ve ben anladım ki o da gitmemizden yana. Belki de biz görmediğim iz zamanlar hanımı ona neler demiştir neler. Ben ısrar ettim, günlerden Çarşamba idi. Hafta sonuna bilet aldık. Memlekete geldik. Evi açtık. Bir kaç açık ev vardı köyümüzde, diğerleri gurbete çocuklarının yanına gitmişti. Köyde kalanlar evimize geldi.”O … Dede hoş geldin. Bizde yalnızdık. Arkadaş olduk. Sizi biz bile bakarız” dediler. Yani gönderen çocuğum ve eşinden daha sıcak karşıladılar. Günler böyle geçti gitti. Kış geldi. Kar yağdı. Sobanın başında hanımla oturup çay içip sohbet ettik. Dağları seyrettik. Biraz ruhumuz rahatladı. İstanbul’dan bazen arayıp hal hatır sordular. Bazen bir şeyler yolladılar. Bu şekilde 5 sene geçti. Hanım 66 yaşına geldi. Ben 73 yaşımda oldum. Bir gün hanıma “bu kış İstanbul’a gidermeyiz” dedim. Döndü “Aman ha bir daha sakın deme” dedi. Neden dedim. Bana “ Şimdi o evde bizim oturduğumuz koltuğa varıncaya kadar tüm eşyalar değişmiştir. Yeniden düzenlerini bozmayalım” dedi. Bende “haklısın” demekle kaldım. Ne sıkıntılar çektik. Gece ben hastalanıyorum, hanım sabaha kadar başımda duruyor. Bazen ağlıyor, bana çaktırmadan, bende hanımın bu halini görüyorum ama moralini bozmamak için ses çıkarmıyorum. Bazen o hasta oluyor ben onun başında sabahlıyorum. Günler böyle geçip giderken bir gün Kışın tam ortasında Hanım rahmetli oldu. Komşulara haber verdim. Geldiler. Hoca geldi. Gece herkese duyurduk. Çocuklarda sabah geldiler. Cenazeyi defnettik. Aradan az bir zaman geçti. Çocuklar işlerine güçlerine dönmek için gitmek zorunda kaldılar. Bana da “ haydi baba” dediler. Bende “ olmaz oğlum” dedim. Biraz ısrar ettiler. Bende “ anan ölürken bana, sakın ha beni yalnız bırakma dedi” dedim. Ve gitmedim. Artık terk arkadaşım vardı. Beni yaradan Allah (cc)onunla konuşuyor, onunla yatıp kalkıyordum. Günler böyle akıp gitti. Köyümüze benim gibi gurbetten bıkan veya farklı sebeplerden dolayı canı sıkılanlar da gelmeye başladı. Kalabalık olduk. Benim ihtiyaçlarımı da hiç eksik etmediler. Ve bu hayat 80 yaşımdayım devam ediyor. Ha çocuklar mı “Allah acılarını vermesin. Âmâ Rabbimden niyazım şudur ki, beni hanımım gibi onlara muhtaç etmeden yanına alsın” dedi. Yaşlı amcamın akıbetine gelince o da rahmetli oldu. Ve cenazesine de gittim. Dualar ettim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Bir dost 5 ay önce

Malesef bu tür gerçekten hayat hikayeleri dahada çoğalmaya başladı rabbim kmseye muhtaç etmeden emanetini alır inşAllah. Abdullah bey sizi beğenerekyakında takip ediyorum be