Sevgili Mihrimah,

Son mektuplaşmamızın üzerinden bir hayli zaman geçmiş. Seni, sana yazmayı ve senden geleni okumayı çok özledim. En çok ta yazarken hissettiklerini hissetmeyi özledi yüreğim. Kâğıda dokunduğunda bıraktığın tılsımı, arasında kuruyan papatyayı özledim. Sen kokan sayfaların ruhuma şifasını özledim. Bilirsin beni, hissiyatta biter her şey. Hep derim ya sana, “Hissiyatı ne ise odur insan.”

Geçen sabah kahve içiyoruz, tevafuken karşılaştığımız bir arkadaşla. Seni andım. -Anmak ne kelime? Adın ağzımdan süzülünce şakıyormuş yüreğim, öyle diyor bizim kızlar.- “En son kahve içtiğimizde bir kitap üzerinde uzunca beyin fırtınası yapmıştık.” dedim, arkadaşın yazarlık vasfına istinaden. “Biz de yapalım, haydi.” dedi ve ardından elindeki telefondan sosyal medya hesabını açıp fotoğraflarına gelen tonlarca beğeniden bahsedip durdu bilinçsizce. Evet, bilinçsizce… Çünkü, kitap yorumu yerine paylaşım beğenileri analizine döndü iş. Biraz inceledim; hem fotoğrafları, hem yorumları, hem de beyin fırtınamızı(!)… Ve böylece kıymetin bir kez daha perçinleşti.

İnsanlar artık hakkını vermiyor dostluğun, arkadaşlığın ve dahi hiçbir şeyin; insanlar artık mavi boncuk dağıtıyor her şeye, herkese. İki satır yazınca yazar olanlar(!), kitaplarını kelime tekrarlarıyla doldurup popüler olanlar(!), aşkı zikretmekle üstatlaşanlar(!), hep boş dostlardan kaybediyor. Etraflarını dolu gösterip gerçekte boş olan sözde dostlarından…

Dost, dostun eksikliğini alkışlar mı? Alkışlıyorlar. Tatlı dilli olmayı çirkinliklere dahi “güzel” demek sanıyorlar. İyi huylu olmayı her öneriye açık olmak, sevilen biri olmayı her ortama ayak uydurmak sanıyorlar. Ve biri de çıkıp, “Yahu, her yaptığım mı iyi?” diye sorgulamıyor. Sorgulamadan yaşayan, kendini pohpohlandığı dünyasında bir şeymiş sanan insanlara inat dönüyor dünya.

Velhasıl, bilmiyorlar Mihrimah, anlamıyorlar. Ve bu yüzden de yüreğe iyi gelmiyorlar. Sen yine çıkıp gelsen. En dost yanınla yüreğime dokunsan. Adınla müsemma o vakitlerimizde kahvelerimizi yudumlasak kitaplar eşliğinde. Okuduğun satırlara dokunsam bitecek bu hasret. Sayfaları arasında dönüp durduğumuz kitapların muhteşem kokularını parfüm yapalım yine kendimize. Ve varsın eline kalem alan yazadursun, biz seninle bütün yılların en iyi okuyucusu olalım.

Bir mektubunda da Mustafa Kutlu’nun, 'Menekşeli Mektup' adlı kitabından bahsetmiştin. Hatırlıyor musun? Okudum o kitabı ve bizi buldum o satırlarda. Birbirlerini iyi anlayan insanların ortak bağlarından bahsetmiş ya yazar. Bizim de birbirimize olan bağlılığımız hissiyatımızın ortak oluşundan.

Can dostum, canım dostum... Kalbimin en naif yanının en mükemmel yoldaşı. Sana yazılan her satır, dünyanın tüm güzelliklerinden evladır. Bunu da hiç unutma, satırlarında bulduğum huzuru da, seni ne kadar çok sevdiğimi de. Ve lütfen yaz bana. Yaz ki yorucu vakitlerin ardından satırlarında soluklanayım. Birbirimize mektup yazmayı ihmal etmeyelim.

Sevgi, hasret ve dua ile…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.